Hıyar sat,hıyar,hıyar,hıyar…hıyar sat

Filed under:film inceleme — posted by admin on August 26, 2007 @ 7:41 pm

Şener Şen ve İlyas Salman’ın başrollerini oynadığı ‘Dolap Beygiri’ isimli filmden Türkiye’de üniversite mezunu olmanın anlamını önemini belirten mükemmel bir replik…..

”Memur musun? Üniversite mezunusun demek…Çalışmakla olmaz..Hıyar sat,hıyar,hıyar,hıyar…Hıyar sat…Köşeyi dön..Hıyar sat…

Nitekim Ali isimli üniversite mezunu genç diplomasını el arabasına asıp hıyar satıyordu….Ben de aynı şekilde diplomayı tezgaha asıp ya pilav satmayı ya da hindistan cevizi ve ananas satmayı düşünüyorum…Cadde de prim yapar hem…Diplomalı ananasçı…Ya da mehmet kardeşimle ortak bir hıyarcı arabası alırız..Hıyarcı oluruz…Di mi Mehmet?
Mehmet: Evet abi…

Kiliselerin yüz karası : Saint Antuan

Filed under:Sinirli Eleştiri — posted by admin on August 16, 2007 @ 1:17 am

Taksime giden gelen herkes bilir illa burayı….Hiç olmazsa bir kere girmiştir ömründe…Kapısı günde 12 saat açık,gelen geçen hanı,buluşma noktası,zaman geçirme merkezi,alay konusu etme mekanı Saint Antuan Kilisesi….İçeri girip osuranı (marifetmiş gibi gelip bana anlattılar bunu),oturma bölgelerinde sarmaş dolaş duranlar,isa heykelinin cam kafesine rujla isim yazanlar,girişteki okunmuş suyu parmaklayıp parmaklayıp duranlar (neyse ki kaldırıldı artık o)…..

Geçen gün yurtdışından gelmiş olan kuzenimi gezdirmek amacıyla oraya götürdüm…Dedim güzel bir yapı..görsün…İçerde biraz dolaştık ve şok olduk…..İsa heykeli yeniden boyanmış…Ama sadece görünen yerleri..Arkasından bakınca eski boyalar gözüküyor…Bunun yanısıra boya sırasında İsa heykelinin parmağını kırmışlar ve yara bandıyla yapıştırmışlar…Adamın ellerinde çivi delikleri,içinde kanlar ama parmağında yara bandı…
”Çivi yedim komadı ama parmağım kesildi bantladım” dercesine bakıyordu insanlara…….Güldük bayaa..Kuzen resim çekiyordu..Dedim resim çekme yasak..O sırada kafamıbir çevirdim..Amcanın biri kopmuş toprağından atlamış gelmiş İstanbul’a..Suratında Taksim’i ilk gören adamın mutluluk ifadesi….Sarılmış Saint Antuan’a…oturmuş da sehpasının üstüne,cep telefonuyla resmini çeken arkadaşına poz veriyor…Milletin önünde secd edip,öptüğü heykel meğer bizim varoşun askerlik arkadaşıymış…Acaba Amca’mı Fransa’da Şövalyeydi yoksa Antoine’mı Ağrı Dağı’nın eteğinde topçubaşıydı….İster istemez ambale oldum…

Şimdi kabahati kimde aramak lazım? Kiliseyi umumhane gibi paso açık tutan,sırf gelen geçen racon icabı mum yaksın kitap alsın da para kazanalım diye işleten kilise yönetiminde mi,yoksa oraya girdiğinde ‘Kilise bir ibadethanedir’ kavramını unutanlarda mı? Şahsen bu kişiler camiilerde halılar üzerinde birdirbir veya uzuneşşek oynuyorlar mı? Ya da ”Allah” yazısının üstüne tırmanıp resim çekiyorlar mı bilemiyorum……Ama gene de kabahati iki tarafta da aramak lazım…Mesela Ortodoks kiliseleri Pazar haricinde hiçbir zaman açık değildir…Haftaiçi de açıksa eğer muhtemelen bayramdır ya da cenazedir….”Ben gezmeye geldiydim” diye girilmez kolay kolay….Katolik kiliseleri de böyledir aslında…St.Espri,St.Maria kiliseleri bu şekilde değildir…Ama Saint Antoine’ın böyle olmasının arkasında kesin başka şeyler yatıyor..Bir para götüren var illa ki…He eğer böyle devam edecekse St.Antoine Müzesi yapalım…5 ytl ‘de giriş ohhh miss……

İyi bir hristiyan değilim,hatta bence ben hiçbir dine mensup değilim…Yani bunu kendime saygısızlık olarak alıp da yazmadım…Sadece biraz saygı ve anlayış için herşey….

Saint Antuan daha şebekleşmek isterse vereceğim tavsiyeler:

O yara bandı yerine tendürdiyotlu sargı bezi koyarsanız daha karizmatik olabilir….Hatta çarmıhta gerili olan İsa heykelinin üstüne konuşma balonu çizip ”ACIMADI Kİİİİ” yazabilirsiniz… Çok etkili olur…..

Saygılar Sevgiler…

Öldürmek,ölmek….

Filed under:Kısa Öykü — posted by admin on August 2, 2007 @ 10:44 pm

Bazen kan görmek ister insan…Bu dünyanın ilk gününden beri varolan kurallardan biridir belki de…İçten gelen ama yapmaya g.t isteyen bir durum….Kan görmek isteyen bu isteğinden dolayı ya kendini deşer,ya da filmlere verir kendini ya da kısa hikayeler yazar…Bazen beste yapar,bazen resim…Bu isteğini bir şekilde yaşatmak ister….Gerçek kan dökenler ise birşeyin arkasına saklarlar bu isteklerini…İlla bir sebep belirtirler…Görmek istedim ve döktüm diyen yoktur..ya da çok nadirdir….Bu içten gelir..Her zaman gelmez bu istek,geldiği an yapılır öbür türlü el titrer,korku düşer içine insanın….Filmlere çok yansımıştır zevkten kan dökenlerin hikayesi…Ya da kitaplara…

Herkes nefret etmiştir birinden…Herkesin içinden geçmiştir bir öldürme isteği…Azizlerin,evliyaların,peygamberlerin içinden bile…Ecel ile ölmek bile -eğer varsa- Tanrı’nın kendini tatmini olabilir…Kim bilebilir ki..? Kutsal kitaplar yazıyor demeyin…Kendi yazdığı kitaba bu zaafını yazmaz kimse….Bir de kader yalanı var…Ölen kişi kaderinin kurbanı olmuştur…Öldüren kişi katil..Onun kaderinde de katil olmak mı varmış…Diktatör böyle mi yazmış kaderi…Büyük bir yalan bu kader olayı…Din unsurunun en zayıf noktası…

Kendi hayatına son verenler ne düşünüyor son saniye de acaba? Nereye gideceklerini düşünüyorlar? İntihar sonrası sorunların biteceğini hissedeceklerini mi sanıyorlar acaba…Yoksa yeni bir hayata mı başlayacaklarını düşünüyolar…Ama ne olursa olsun,intihar eden,uyuşturucu kullanan bir cesarete sahiptir benim gözümde…

Bir de g.t korkusu olanlar var…Bir yaşa gelince ya öbür taraf varsa diye düşünenler…Her pazar kiliseye gidenler,sabahın 5inde namaza gidenler…Komik geliyor bana….

Ölmek nedir?Öldürme isteği nedir?Neden bazen mükemmel olacakmış gibi gelir insana..Hem ölmek hem öldürmek….

Bu yazılar bir katilin günlüğünden ya da bir dinsizin günlüğünden değil…Anlık olarak aklıma geldi ve yazmak istedim…Saçma gelebilir okuyanlara ama umrumda değil…Benim karalama defterim burası…İnsanlar okusun ve farklı zamanlarda neler hissettiğimi öğrensinler….



image: detail of installation by Bronwyn Lace