Velvet Goldmine üzerine…

Filed under:film inceleme — posted by admin on December 18, 2007 @ 9:48 pm

Belki de izlediğim en iyi filmdir..Öyle olmasa bile izlediğim en iyi 5 film içine girdiği kesin…70leri anlatıyor Velvet Goldmine…İki pop idolünün başarısını,aşkını,cinselliği,70lerin kültürünü irdeleyen mükemmel ötesi film…..Filmi izlemeyenler bundan sonrasını isterlerse okumasınlar :)

Filmin gerçek hayata göre türevini alırsak :) Brian Slade ,David Bowie …Curt Wilde ise Iggy Pop …..Ne de olsa 7oler onların dönemleri…Filmde Brian Slade’in kurmaca bir suikastle kayıplara karışması ve yıllar sonra başka bir isimle çıkması ve bunu kimsenin farketmemesi ise David Bowie’nin Ziggy Stardust olarak uzun yıllar sahneye çıkması ama bir süre sonra takım elbiseli düzgün adam olarak konserler veriyor olması ile gayet paralelmiş gibi geldi bana…Curt Wilde’ın Iggy Pop olduğu ise gayet açık,en azından sahne performansından dolayı..Hele bir de TV EYE söyleyişi var ki ….

Brian Slade hayranı gazetecinin ise biseksüel olduğunu keşfetmesi ve konser sırasında Curt Wilde ile seviştiğini düşünmesi apayrı bir olay ki aslında orda kendini Brian Slade’in yerine koyuyor ….Brian Slade resimlerine bakıp masturbasyon sahnesi ise gerçekten insanı kilitliyor….

Bu filmden sonra ikinci düşündüğüm (ilki Bowie ve Iggy Pop’a olan saygımın daha da artması) 70lerin ne 60lardan etkilendiği ne de 80lere zemin hazırladığı ama kendi içinde dünyanın en güzel dönemi olduğu…..Tabii 70ler Türkiye’si ile kıyaslamamak lazım…:)

Filmden:

—-”Brian, Why make-up?”
— ”Why!?,because rock’n'roll is a prostitute!!!!”

—-”i like boys…i like girlz…they r all great, mr bbc”

Nikotin krizi…

Filed under:Anı, Kısa Öykü — posted by admin on December 17, 2007 @ 2:16 am

Gene beyninde o aynı karıncalanma hissi….Sanise aralıklarla uyuşup düzeliyor….Gözleri dönmüş gibi sanki…Parmak uçlarında bir soğukluk hissi…Devamlı kahve içiyor….Yatmak istiyor ama olmuyor…Başka şeylerle uğraşmak da iyileştirmiyor….Devamlı çekmeceler açılıyor,çantalar açılıyor…Gömlek cepleri..Olur ya belki bir tane çıkar…Saat geç alacak hiçbir yer de yok….Şarkıları dinledikçe daha da ihtiyacı artıyormuş gibi geliyor…Sürekli aynı hareketler…Bedeni yorgun düşene kadar uğraşacak….Ve bir nefes sigara için ertesi sabahı bekleyecek….

Yeni Dönem Bunalım Bilimi Kurgusu filmleri …Donnie Darko üzerine…

Filed under:film inceleme — posted by admin on @ 1:10 am

Eveeeeet….Uzun bir aradan sonra sinema eleştirisiyle bir dönüş yapayım dedim….:) Öncelikle gençler arasında yaygınlaşmış,anlamayanın dışlandığı anlayanın ise yorumu felsefik ise entel olduğu normal bir yorum ise eleştirilere maruz kaldığı filmlere değinmek istiyorum…Donnie Darko,The Butterfly Effect,Requiem for a Dream……vb. Herkesin ağzında sakız olduğu için uzun süre izlemek istemedim ve bu gece izleyebileceğime kanaat getirdim Donnie Darko’yu….Film gayet güzel başladı falan…Biterken geçmişe doğru dönmeler çocuğun tv karşısında sızdığı sahne falan,yatağa gidişi derken aaaa jet motoru donnie’nin üstüne düşmüş…Evet film bitti benim anladığım çocuk olanları değiştirmek için çocuk geçmişe gidiyor ve motor onun üstüne düşüyor…Ne ailesi ölmüş oluyor ne kız arkadaşı ölmüş oluyor…Tabii ben böyle anladığımı belirttiğim zaman yeni nesil arasında ‘SALAK’ oluyorum…..:) Ekşisözlük’te bir sürü yorum var…Yok süper film,yok hayatın anlamı zart zurt…Tabii beğenmeyenlerden de bir sürü yorum gelmiş..Sonra beğenenler ile beğenmeyenler arası anladı anlamadı kavgası başlamış…..Olaya noktayı yönetmen ile yapılan röportaj koymuş:

Şöyle diyor:

“what does the movie mean, really? rk: i think, ultimately, it’s about accepting the inevitability of fate. accepting that there is a great master plan behind it all. and, whatever choices you make, you were meant to make those choices. and i think, ultimately, in the end, he’s enlightened.you can interpret the ending in two ways. that when he’s in bed, he’s laughing because he thinks it’s all a dream, and he’s just going to roll over and go to sleep because he thinks it’s all a dream. or he’s laughing because he’s enlightened because he’s seen the potential, and he’s had a vision, and he’s accepted…. he’s had a religious experience. and that’s greater and better than anything that we could comprehend. so, ultimately, i hope that it would be about enlightenment, more than anything else.”

Bu röportajı okuyunca en mantıklısı bu geliyor kulağa..Bende yönetmenin yalancısıyım….:)

Neyse açıkçası bu tarz yeni nesil bunalım-bilim kurgu filmleri beni pek sarmıyor….Yok yalnızım,yok kaybedenim….Hala A Clockwork Orange,Taxi Driver,Trainspotting ne bileyim bir Fargo olsun bu tarz filmlerin yerini tutan yapıtlar gelmedi….

Eğer son dönemlerin başyapıtlarından bir film izlemek istiyorsanız C.R.AZ.Y’yi izleyin derim….Gerçek hayata dair sorgulamalar…Yani evet bende yalnızım,bir zamanda yolculuk yapaydık ben de böyle yapardım inan ki diye düşündüren bir film değil….Baba-oğul ilişkisi,uyuşturucu,gençlik,aşk,cinsellik üzerine insanı düşündüren ve duygularını harekete geçiren sağlam bir baş yapıt….

Donnie Darko’yu beğenmemiş olmam ,bilinçaltıma birşeylerin kazınmış olmasından da olabilir!!!Bilemeyeceğim artık :)

Babama….

Filed under:Anı — posted by admin on December 7, 2007 @ 1:25 am

Her sabah elleri boş çıkardı evden..Ama akşam eve gelirken en azından bir ekmek olurdu elinde…Babaannesinin nasihatıymış…”Oğlum cebinde 5 kuruş bile olmasa eve gelirken,bir taş alıp torbaya koy,eve öyle gir..Eli boş geliyo evine demesinler…” ….Hiçbir zaman taş getirmedi evine,kimi zaman bir sürü güzel yiyecekler,karısına küçük bir hediye,oğluna küçük bir oyuncak ile girdi..Kimi zaman ise sadece bir ekmekle…Baklavalı kazağını giyerdi kışın,ya da oduncu gömleğini..Altında her zaman Levi’S 501…Takım elbiseyle görürseniz eğer anlayın ki ya toplantıya gidiyor,ya da düğüne…Sakalını kesmesin diye OrduEvi’nde kıyılan nikahlara gitmezdi…Oğluna sürekli okuyup adam olmasını ,kendisi gibi eşşek olmamasını söylerdi..Oysa oğlu onun eşşek olduğunu hiç düşünmedi..Gözünde bir kahraman gibiydi babası..Eve yaklaşırken kornayı belirli bir melodiyle çalardı..Kimse de çalmazdı Sarıyer’de onun gibi…TRT-1′de akşam saat 7 civarlarında bir video gösterirlerdi..Trafik kazaları üzerine…”Karısı sofrayı hazırlıyor,kızı evde oynuyor..Kapı çalınıyor o sırada…Babam geldi diye seviniyor küçük kızı..Kapıyı açınca polisi görüyolar..ve acı cümle… -Eşiniz kaza geçirdi,başınız sağolsun…” ..Hep korkardı oğlu o reklamdan..Tam babasının geleceği saatte çıkardı TRT’de…Bazen elinden tutar şirkete götürürdü…Bir sürü sekreter..Takım elbiseli adamlar…Laptop falan yok tabii..Daktilolar,he belki 2-3 bilgisayar..Onlarla da ne iş yapılır ya…O zaman yapıyolarmış ama..Bir amca vardı,bozuk paralar verirdi oğluna..Babası eşekse burada çalışanlar mı adam diye düşünürdü oğlu….Peki benimde böyle olmamı mı istiyor babam diye geçerdi aklından….Şirketin orda Kurdoğlu Pastanesi vardı…Tüm şirket çalışanları orda yermiş yemeğini…Adam gibi adamlar orda yiyorsa pahalıdır diye düşünmüştü çocuk….

O adam benim babam ve o çocuk da benim….Ve Kurdoğlu Pastanesi hep pahalı gözükmüştür bana…Basit bir pastane olmasına rağmen,hala pahalı gözükür dışarıdan gözüme….Ve babam…O benim için hala eşşek değil…Okuyorum,bir sürü profesör görüyorum….Kahve içmeye gittiğim yerlerde bir sürü Laptop’lı ,telefon kulaklıklı adam görüyorum…Onlara okumuş adam olmuş deseler bile babam eşşek olmuyor benim gözümde…Her dönem değişiyor ‘Adam olma’ kavramı…İlerde kimbilir nasıl olacak…Ama benim gözümde en adam hala oduncu gömleğiyle,baklava örgülü kazağıyla evden işe giden babam…Herşey’den önce ‘O’ olmak istiyorum…Her ne kadar pek sözünü dinlemesemde,bazı davranışlarına kızsamda ben ‘O’ olmak istiyorum…

Babama…..

Gerçek bir olay üzerine…: Bir Bardak Su

Filed under:Anı — posted by admin on December 5, 2007 @ 12:13 pm

Odasına girdi ve bir anda gözleri doldu…Yatağında 10 sene evvel ölen dedesi yatıyordu…Dili tutulmuştu ama gene de konuşmaya cesaret etti…”Dede hoşgeldin,senin öldüğünü sanıyordum,yaşıyormuşsun ama…”…Dedesi gözlerinin içine baktı ve sadece bir bardak su içmek için geldiğini onu da torunundan istediğini söyledi…Çocuk gözyaşlarına hakim olamadı..Özür dilemeye başladı…Aklına 13 sene evvel dedesi Alzheimer hastası olduğunda kendisinden su istediğinde onu nasıl terslediği geldi..Çocuktu ama o zaman,dedesi de hasta…Herşeyi yüz kere istiyordu…Su içtiğini unutuyor,yemek yediğini unutuyor…Saati soruyor ve bir dakika sonra gene soruyordu..Bir dakika sonra gene ve bir dakika sonra gene…Ama yıllarca bunun acısını çekti yüreğinde…Ya dedesi gerçekten de susadıysa o sırada…Tamam belki daha 5 dakika önce içmişti ve içtiğini unutmuştu…Bu hastalığın kötü yanı buydu..Ne yapsa kısa süre sonra unutuyordu insan…Ama ya o sırada gerçekten de susadıysa…Ve çocuk bunu göze almadan O’nu terslediyse…

Bir anda dedesinin ellerine sarıldı..Avucunun içindeydi elleri ama sanki boşluğu kavrar gibiydi…Ondan özür diledi..yüzlerce kez…..Dedesi ‘Hadi suyumu getirmeyecek misin? ” diye sordu…Çocuk mutfaga koştu..Kocaman bir bardağın içine suyu doldurdu..Aynı hızla odasına geldiğinde dedesi gitmişti…Bardak elinden düştü…Yerler sırılsıklam…Acaba dedesi yıllarca bunun azabını çeken torununun vicdanını rahatlatmaya mı,yoksa bu olayın onda da bir yara olduğunu belirtmeye mi gelmişti…Çocuk bunu hiçbir zaman bilemedi…Dedesinin resmi önünde oturup ağladı ve tekrar tekrar özür diledi…Rüya değildi …gerçek de değildi yaşadığı…Sanki zaman durmuş ve çocuğa 13 sene geriyi tekrar yaşatmıştı…Özürün kabul edilip edilmediğini hiçbir zaman bilemedi,arada içini rahatlatıyor ‘Evet,beni affetti” diye…Ama sonra gene aklına geliyor…Ya affedilmediyse…..Bazen o zaman daha çocuk olduğunu ve bu davranışının çocukça olduğunu düşünerek içini rahatlatmaya çalışıyordu…Ama insanın çoğu pişmanlığı çocukken yaptığı hatalardan gelmiyor mu zaten?

(Gerçek bir olay üzerine….Umarım beni affetmişsindir…..)



image: detail of installation by Bronwyn Lace