Mississippi’den Gelen Rüzgar…

Filed under:Anı, Kişisel — posted by admin on March 9, 2008 @ 2:18 pm

mississippi-grandrapids1.jpg…Ve baş dönmesinin en güzelini şarap ile yaşamadığını anlamıştı 2mi3….O akşam eve doğru yürürken gözleri  kamaşıyor,yapacağını unutuyor,dinlediği şarkıyı bitirmeden başkasına geçiyordu…Bir garipti kafasının içindekiler…Şarabı çok severdi…Ama onun yaptığı yapay bir baş dönmesiydi…Bu doğaldı ve çok çok güzeldi…Mississippi’den gelen bir rüzgar mı onu bu hale getirmişti acaba ?..Bu rüzgar kanındaki farklı kültürlerin kusursuz bir şekilde birleşmesine neden olmuş ve adeta yeniden doğmasını sağlamıştı..Heyecanlandırıyordu ve kalbi hızlı hızlı atıyordu her estiğinde ..Ve bu da o mükemmel baş dönmesinin sebebiydi…Ahh hiç durmasın dönsün böyle devamlı,rahatsız etmiyor aksine yeniliyor tüm hücreleri…O gece eve geldiğinde -aşırı kafein yüklemesine rağmen-çok rahat bir uyku çekti 2mi3..Belirgin rüyalar gördü,yeni umutlarla uyandı…Hayallerine hayaller eklendi…

Geçenlerde kendisine ‘Hayat Güzeldir’ diye dini bir nutuk çeken çocuğa çok kızmıştı…Hayat güzeldi gerçekten ama bunu dini sebeplere bağlamak çirkinleştiriyordu..Böyle düşünüyordu 2mi3…Ve o akşam ‘Ya Tanrı varsa o zaman .ıçtık’ diye konuşulduktan sonra şu geldi aklına…En güzeli en insancıl şekilde yaşamak….

Bu arada sizi hangi Shakespeare attı bu limanlara Madame Mississippi Queen :)

Ama ben Theodore’u yerim..:)

Filed under:Anı, Kişisel, film inceleme — posted by admin on February 24, 2008 @ 1:53 am

th.JPGAlvin ,Simon ve Theodore…Eskiden çizgi filmi vardı..3 tane fırlama sincabın öyküsü,rockstar olmaları falan:) İlkokuldayken Simon olmayı tercih ederdim,akıllıydı ya o ,bilimsincabıydı…Bugün okulda filmini izledik..Açıkçası güzel olacağını düşünmüyordum..Ama ama ama daha film başlar başlamaz ‘Bad Day’ çalmaya başladı ve orada kilitlendim…Sincap sesinden ilk defa dinliyordum ve onu gerçek bir şarkı olarak algılamaya başladım…’Aaa evet bunu Alvin Simon ve Theodore coverlamış’…diye geçti içimden bir anda…

Çocukluğuma döndüm izlerken,hissediyordum bunu…Yanımda oturan İsmail Hocam ve diğer arkadaşların da aynı şekilde izlediklerini görünce daha da bir keyif almaya başladım…

Ve o sırada  hissetmeye başladım..O kendimden utanmama neden olan duygusallık çöktü üstüme gene…Hayır gözlerim dolmamalı…Nasıl gizliycem…Ya niye böyle oluyor,animasyon bu niye duygulanıyorum…Hayır Theodore hayır ..Öyle bakma…Ne ne ne…Kabus gördün,yanında mı yatmak istiyorsun…Ama seni yerim ben yaaa..Yok o değil,yaşayan veya yaşamayan en zengin insan bile sahip olamaz ki böyle bir varlığa…Varlık derken…Yokluk mu demeliydim…?!

Alvin and the Chipmunks…Mutlaka izleyin..ya da soundtrackini dinleyin…Mutlaka :)

Pazar Günü Gezisi ve Deniz Müzesi

Filed under:Anı, Kişisel — posted by admin on February 18, 2008 @ 3:29 pm

17 Şubat…Pazar günü…Dışarda kar var,evde internet yok…Deliriyorum haliyle…Ne yapsam,ne yapsam..Dedim gideyim Kız Kulesi ve Galata Kulesi resimleri çekeyim…Aydınlatma projesi aldım ya hem tarihsel hem sanatsal…Ünlü olacağım ben :) Neyse…Başlamak lazım biryerden tabii..Beşiktaş’a kadar yürüdüm..Deniz Müzesi’ni gördüm..Hep görüyordum da hiç girmemiştim..E ayıp tabii 24 yıllık İstanbullu 2mi3,ayıp etmiş buraya girmemekle…Kapısında bir yazı..Saltanat Kayıkları Sergisi…Giriş ücreti Öğrenci : 1 ytl….Daha ne olsun…Hemen başladım ana binadan…Meğer bu ülkenin kökleri deniz üzerine ne kadar da ilgiliymiş, ve dolayısıyla gelişmiş…Tabii bir aydınlatma tasarımcısı olarak (daha olmadım olacağım) müze içi eserlerin aydınlatmasını beğenmedim…Gemi maketleri ve tablolar güzel ama göze hitap etmiyordu…Edemiyordu…Kafamdan geçti tabii ilerde buraya para talebinde bulunmadan bir proje çizerim :) Neyse o binadan çıktım bir yandakine girdim..İşte orda 6-7 metrelik 20-25 tane kayığın içinde kayboldum…Hepsi gerçek,hepsi zamanında kullanılmış..Atatürk’ün bindiği sandaldan tutun da Abdülaziz’in kayığına kadar…Kimisinin içine mankenler koymuşlar,giydirmişler dönem kıyafetlerini….Alayının gemi başları mükemmel bir incelikle tasarlanmış…Tabii Aydınlatma yok gene :)  Ama buraya da bir proje çizerim ilerde….İçeride ayrıca Bizanslıların yani dedelerimin Haliç’in ağzını kapatmak için koydukları zinciri de gördüm…..Ama o saltanat kayıkları..Herkes gidip görmeli,1 ytl zaten…Onları görün ve şu an yaşadıklarımızla bir karşılaştırın…Adamlar nelerle uğraşıyorlarmış biz nelerle uğraşıyoruz….Unutmadan…Gemilerin,kayıkların alayının yanında açıklamaları vardı,Türkçe İngilizce….İngilizce’de gemiye ‘She’ dediklerini gördüm çok hoşuma gitti..Onları birer kız olarak görüyorlar…Gerçekten de kız gibiler duruşları ve görüntüleriyle dönemlerinin en güzel kızları….

Oradan çıktım bastım gittim Ortaköy’e….Kahve içerken okuduğum dize çok hoşuma gitti…Sunay Akın’ın Kız Kulesi’ne bakış açısı….İstanbulu bir anne ve  kız kulesini bir biberon olarak belirtmiş,soğusun diye soğuk suda bekletilen…..

Bilgisayar laboratuarındaki memur okulun tatil edildiğini belirtti..Y.T.Ü işte…derse girdik çıktık okul tatil edildi…Yazıma ara vermiyorum burada sonlandırıyorum ki görsün millet bazı saçmalıkları :)

..Peki ya Bowie Ölürse !!??

Filed under:Anı, Kişisel — posted by admin on February 13, 2008 @ 1:34 am

.bowie.jpg

”…Peki ya Bowie ölürse…E ne yapıcam  o zaman ben…Hiç konserini de izleyemedim…Offf…Kahramanım ya ölürse.’We can be Heroes’ hani…Ölmesin o…Peki ya ölürse…Cenazesine gidecek param var mı acaba?”  

   Hemen hesap cüzdanı kontrol edilir…”Kahretsin..Yetmez ki bu…Of ya ölmesin Bowie…”  Ağlamaya başlar 2mi3…Ne yakınlarını kaybetti ama böyle ağlamamıştı hiç…Ya da ya ölürse diye hiç düşünmemişti biri için…Bowie’yi bu kadar değerli kılan ne olabilirdi ki onun için? Rock’nRoll Suicide,Heroes belki de Rebel Rebel…Çok önemliydi onun için Bowie…Kaç aydır onun için bir yazı yazmak istiyordu ama beceremiyordu…Sığdıramıyordu kelimelere..Olmadı,beğenmedim,bu fena değil ama si.tir et….

O zaman Bowie için yazdığım yazı bu olsun…Ya da  olmasın…

 (Bir hafta evveline kadar yaşanmış gerçek bir olaydan)

Nikotin krizi…

Filed under:Anı, Kısa Öykü — posted by admin on December 17, 2007 @ 2:16 am

Gene beyninde o aynı karıncalanma hissi….Sanise aralıklarla uyuşup düzeliyor….Gözleri dönmüş gibi sanki…Parmak uçlarında bir soğukluk hissi…Devamlı kahve içiyor….Yatmak istiyor ama olmuyor…Başka şeylerle uğraşmak da iyileştirmiyor….Devamlı çekmeceler açılıyor,çantalar açılıyor…Gömlek cepleri..Olur ya belki bir tane çıkar…Saat geç alacak hiçbir yer de yok….Şarkıları dinledikçe daha da ihtiyacı artıyormuş gibi geliyor…Sürekli aynı hareketler…Bedeni yorgun düşene kadar uğraşacak….Ve bir nefes sigara için ertesi sabahı bekleyecek….

Babama….

Filed under:Anı — posted by admin on December 7, 2007 @ 1:25 am

Her sabah elleri boş çıkardı evden..Ama akşam eve gelirken en azından bir ekmek olurdu elinde…Babaannesinin nasihatıymış…”Oğlum cebinde 5 kuruş bile olmasa eve gelirken,bir taş alıp torbaya koy,eve öyle gir..Eli boş geliyo evine demesinler…” ….Hiçbir zaman taş getirmedi evine,kimi zaman bir sürü güzel yiyecekler,karısına küçük bir hediye,oğluna küçük bir oyuncak ile girdi..Kimi zaman ise sadece bir ekmekle…Baklavalı kazağını giyerdi kışın,ya da oduncu gömleğini..Altında her zaman Levi’S 501…Takım elbiseyle görürseniz eğer anlayın ki ya toplantıya gidiyor,ya da düğüne…Sakalını kesmesin diye OrduEvi’nde kıyılan nikahlara gitmezdi…Oğluna sürekli okuyup adam olmasını ,kendisi gibi eşşek olmamasını söylerdi..Oysa oğlu onun eşşek olduğunu hiç düşünmedi..Gözünde bir kahraman gibiydi babası..Eve yaklaşırken kornayı belirli bir melodiyle çalardı..Kimse de çalmazdı Sarıyer’de onun gibi…TRT-1′de akşam saat 7 civarlarında bir video gösterirlerdi..Trafik kazaları üzerine…”Karısı sofrayı hazırlıyor,kızı evde oynuyor..Kapı çalınıyor o sırada…Babam geldi diye seviniyor küçük kızı..Kapıyı açınca polisi görüyolar..ve acı cümle… -Eşiniz kaza geçirdi,başınız sağolsun…” ..Hep korkardı oğlu o reklamdan..Tam babasının geleceği saatte çıkardı TRT’de…Bazen elinden tutar şirkete götürürdü…Bir sürü sekreter..Takım elbiseli adamlar…Laptop falan yok tabii..Daktilolar,he belki 2-3 bilgisayar..Onlarla da ne iş yapılır ya…O zaman yapıyolarmış ama..Bir amca vardı,bozuk paralar verirdi oğluna..Babası eşekse burada çalışanlar mı adam diye düşünürdü oğlu….Peki benimde böyle olmamı mı istiyor babam diye geçerdi aklından….Şirketin orda Kurdoğlu Pastanesi vardı…Tüm şirket çalışanları orda yermiş yemeğini…Adam gibi adamlar orda yiyorsa pahalıdır diye düşünmüştü çocuk….

O adam benim babam ve o çocuk da benim….Ve Kurdoğlu Pastanesi hep pahalı gözükmüştür bana…Basit bir pastane olmasına rağmen,hala pahalı gözükür dışarıdan gözüme….Ve babam…O benim için hala eşşek değil…Okuyorum,bir sürü profesör görüyorum….Kahve içmeye gittiğim yerlerde bir sürü Laptop’lı ,telefon kulaklıklı adam görüyorum…Onlara okumuş adam olmuş deseler bile babam eşşek olmuyor benim gözümde…Her dönem değişiyor ‘Adam olma’ kavramı…İlerde kimbilir nasıl olacak…Ama benim gözümde en adam hala oduncu gömleğiyle,baklava örgülü kazağıyla evden işe giden babam…Herşey’den önce ‘O’ olmak istiyorum…Her ne kadar pek sözünü dinlemesemde,bazı davranışlarına kızsamda ben ‘O’ olmak istiyorum…

Babama…..

Gerçek bir olay üzerine…: Bir Bardak Su

Filed under:Anı — posted by admin on December 5, 2007 @ 12:13 pm

Odasına girdi ve bir anda gözleri doldu…Yatağında 10 sene evvel ölen dedesi yatıyordu…Dili tutulmuştu ama gene de konuşmaya cesaret etti…”Dede hoşgeldin,senin öldüğünü sanıyordum,yaşıyormuşsun ama…”…Dedesi gözlerinin içine baktı ve sadece bir bardak su içmek için geldiğini onu da torunundan istediğini söyledi…Çocuk gözyaşlarına hakim olamadı..Özür dilemeye başladı…Aklına 13 sene evvel dedesi Alzheimer hastası olduğunda kendisinden su istediğinde onu nasıl terslediği geldi..Çocuktu ama o zaman,dedesi de hasta…Herşeyi yüz kere istiyordu…Su içtiğini unutuyor,yemek yediğini unutuyor…Saati soruyor ve bir dakika sonra gene soruyordu..Bir dakika sonra gene ve bir dakika sonra gene…Ama yıllarca bunun acısını çekti yüreğinde…Ya dedesi gerçekten de susadıysa o sırada…Tamam belki daha 5 dakika önce içmişti ve içtiğini unutmuştu…Bu hastalığın kötü yanı buydu..Ne yapsa kısa süre sonra unutuyordu insan…Ama ya o sırada gerçekten de susadıysa…Ve çocuk bunu göze almadan O’nu terslediyse…

Bir anda dedesinin ellerine sarıldı..Avucunun içindeydi elleri ama sanki boşluğu kavrar gibiydi…Ondan özür diledi..yüzlerce kez…..Dedesi ‘Hadi suyumu getirmeyecek misin? ” diye sordu…Çocuk mutfaga koştu..Kocaman bir bardağın içine suyu doldurdu..Aynı hızla odasına geldiğinde dedesi gitmişti…Bardak elinden düştü…Yerler sırılsıklam…Acaba dedesi yıllarca bunun azabını çeken torununun vicdanını rahatlatmaya mı,yoksa bu olayın onda da bir yara olduğunu belirtmeye mi gelmişti…Çocuk bunu hiçbir zaman bilemedi…Dedesinin resmi önünde oturup ağladı ve tekrar tekrar özür diledi…Rüya değildi …gerçek de değildi yaşadığı…Sanki zaman durmuş ve çocuğa 13 sene geriyi tekrar yaşatmıştı…Özürün kabul edilip edilmediğini hiçbir zaman bilemedi,arada içini rahatlatıyor ‘Evet,beni affetti” diye…Ama sonra gene aklına geliyor…Ya affedilmediyse…..Bazen o zaman daha çocuk olduğunu ve bu davranışının çocukça olduğunu düşünerek içini rahatlatmaya çalışıyordu…Ama insanın çoğu pişmanlığı çocukken yaptığı hatalardan gelmiyor mu zaten?

(Gerçek bir olay üzerine….Umarım beni affetmişsindir…..)

Sizin de ananız toplar mıydı???

Filed under:Anı — posted by admin on November 30, 2007 @ 3:28 pm

Arcopal kırılmaz yemek takımı…Yok bilmem kaç kupona,yok gazetenizle hediye…Sizin de ananız toplarmıydı bilemiyorum ama türk milletinin tahminimce %70 i kullanıyo bu tabaklardan……Lan 15 yıl geçti hala aynı tabaklar evde…Hatta misafirlikte bile…Gerçekten kırılmıyor mu diye test etmeye kalkarsınız,ananız aman boşver ya kırılırsa diye engel olur…Hiçbir zaman bilinemez kırılıp kırılmadığı…Arcopal nefret ediyorum senden,her ekmekle tabağı sıyırdığımda senin pembe ve çiçekli desenini görmek zorunda mıyım? Birtek yemek yerken olsa iyi,tatlı tabağı,çorba tabağı…Yeteeeerr…Arcopal istemiyorum….

Maaadeee in Cıııhınaaa

Filed under:Anı — posted by admin on October 20, 2007 @ 12:47 am

—-Çocukluğunuza inelim Dimitri Bey,5,5-6 yaşlarınıza…ne görüyorsunuz anlatın?

— Küçüğüm; 5.5 yaşında….Tuvaletin kapısını kapatıp kakamı yapıyorum ,korkuyorum..Dolayısıyla tuvalet kapısı açık…..Annemin bi şarkıyı ağırçekime alıp,”Bunlar apartman boşluğundaki cinlerin sesleri baaak” demesinden sonra,uzun süre tırstım o evde…Taaa ki ses kayıt cihazını keşfedip,ağır çekim butonunu öğrenene kadar……Tuvaletteyim…Ikınıyorum…Iıııhhhh..ıııhh…Okuyabiliyorum…Evet tam karşımda,holde duruyor…Zibro Kamin….Zibro Kamin….Maadee in Cııhıınaaa….Emektar gazlı sobamız…Kışları salonda,sıcak havalarda holde dururdu….Zibro Kamin..Üstünde çorba,kestane,çay herşey ısıtılır…Arada mandalina kabuğu konulur,yandıkça güzel kokar…Zibro Kamin…Maaaade in Cııhııınaaa…Böyle yazardı sol alt köşesinde….Okumayı biliyordum..Ama İngilizce bilmiyordum…Ama maaade in Cıııhınaa’nın ”Çİn’de yapılmış” anlamında olduğunu gene bir ıkınırken okuma anında anlamıştım….O sırada babam geçiyor önümden….Benim ayaklar yere değmiyor…Bi yandan onları sallıyorum…İşim bitiyor…Hemen temizlenip,koşarak salona geliyorum…Kulağımda şu şarkı..”Bir zamanlar bir köyde,yaşarmış bir DUNGANGA,alırmış çocukları atarmış sepetine…yaparmış hep DUNGANGAAA DUNGANGAAAA…..”

(Gerçekten yaşanmış bir olaydır bu,5-7 yaş aralığım bu korkuyla geçti) …..

Atina Depresyon Günlükleri Episode 3

Filed under:Anı — posted by admin on May 5, 2007 @ 2:45 pm

Yazı 7 : 23.01.07

9o’lar Seattle Grunge ruhunu ya tek başına ya da bu ruhu hissedenlerle yaşayabildiğimi farkettim.Sabahtan beri bakına bakına yürüyorum,kulağımda kulaklıklar,sokakta şarkıları söylüyorum.Belki deli diyorlar,hatta şu oturduğum bar sandalyesinde bile ”Napıyo lan bu” diye baktıklarını hissetmiyor değilim.Ne kadar umrumda olabilir ki?Böyle yaşamayı seviyorum,tek takılmayı seviyorum.Bu arada yan sandalyede bir kız oturuyor,herkese cep telefonun var mı diye soruyor…Amacı farklı oyunlar oynamakmış.Garibimi herkes ‘’sarjım yok” diye kandırıyor.Canım benim telefonumda oyun olsa ve yazar İtalyan modunda gezmesem bulmazmıydım sana telefon :) Ahahah…Eğleniyorum kendi kendime.Silver Surfer t-shirtum güven veriyor nedense…Figürünü bulsam kesin alırım…

Yazı 8: 25.01.07

Gördüğüm ilginç rüya,kafamda yeni bir superkahraman canlandırdı.Dreamman diyorum kendisine,rüyasında elinde tuttuğu şeyi uyanırken yanında buluyor.İnsan olabilir,hayvan olabilir,alet olabilir.Yeter ki temas halinde olsun.Eğer gördüğü kişi,gerçekten yaşıyorsa sabah kendini dreammanin yanında buluyor.Bunu geliştirmeyi düşünüyorum…:) İlginç geldi bana açıkçası.Bir iki kişiye daha açmayı düşünüyorum bu fikri….

(Nedense şimdi yazarken hiç ilginç gelmedi,4 ay önce çok farklıydı oysa :) )

Yazı 9 : 25.01.07

Mano ve Maria ile birlikte HardRock Cafe’ye geldik.Whisky içiyoruz.Burası hayat dolu.-En azından benim için-!!! :)

Yazı 10 : 31.01.07

Yorucu bir günün ardından,4 saatlik yürüyüş bitiminde,kan olduğu gibi ayaklarıma çökmüşken,üstelik Dr.Moreau’nun Adası’nı bitirdikten sonra,Dreamman projesi kafamda yer etmeye başladı.Bu hikayeyi kaleme almak istiyorum.Bakalım hayırlısı !!!

Yazı 11 : 02.02.07

Alice in Chains-Dirt albümünü aldıktan sonra keyfe geldim ve çok daşşaklı bir cafeye girdim.Double espresso söyledim kendime.Güzel bir cd arşivim oldu.Grunge,Progressive,Glam,Hard Rock türlerinden en az 2 tane orjinal albümüm var.Espresson şimdi geldi.Ayılma vakti.Bugün Planetario diye bir yere gideceğiz.Ekranı tavanda olan bir sinema düşünün,kafanı dikip izliyorsun.Kara delikler,gezegenler,yıldızlar,göktaşları…küçüklüğümde annem hep anlatırdı.Bugün orayı görme vakti geldi.


next page


image: detail of installation by Bronwyn Lace