Atina Depresyon Günlükleri Episode 3

Filed under:Anı — posted by admin on May 5, 2007 @ 2:45 pm

Yazı 7 : 23.01.07

9o’lar Seattle Grunge ruhunu ya tek başına ya da bu ruhu hissedenlerle yaşayabildiğimi farkettim.Sabahtan beri bakına bakına yürüyorum,kulağımda kulaklıklar,sokakta şarkıları söylüyorum.Belki deli diyorlar,hatta şu oturduğum bar sandalyesinde bile ”Napıyo lan bu” diye baktıklarını hissetmiyor değilim.Ne kadar umrumda olabilir ki?Böyle yaşamayı seviyorum,tek takılmayı seviyorum.Bu arada yan sandalyede bir kız oturuyor,herkese cep telefonun var mı diye soruyor…Amacı farklı oyunlar oynamakmış.Garibimi herkes ‘’sarjım yok” diye kandırıyor.Canım benim telefonumda oyun olsa ve yazar İtalyan modunda gezmesem bulmazmıydım sana telefon :) Ahahah…Eğleniyorum kendi kendime.Silver Surfer t-shirtum güven veriyor nedense…Figürünü bulsam kesin alırım…

Yazı 8: 25.01.07

Gördüğüm ilginç rüya,kafamda yeni bir superkahraman canlandırdı.Dreamman diyorum kendisine,rüyasında elinde tuttuğu şeyi uyanırken yanında buluyor.İnsan olabilir,hayvan olabilir,alet olabilir.Yeter ki temas halinde olsun.Eğer gördüğü kişi,gerçekten yaşıyorsa sabah kendini dreammanin yanında buluyor.Bunu geliştirmeyi düşünüyorum…:) İlginç geldi bana açıkçası.Bir iki kişiye daha açmayı düşünüyorum bu fikri….

(Nedense şimdi yazarken hiç ilginç gelmedi,4 ay önce çok farklıydı oysa :) )

Yazı 9 : 25.01.07

Mano ve Maria ile birlikte HardRock Cafe’ye geldik.Whisky içiyoruz.Burası hayat dolu.-En azından benim için-!!! :)

Yazı 10 : 31.01.07

Yorucu bir günün ardından,4 saatlik yürüyüş bitiminde,kan olduğu gibi ayaklarıma çökmüşken,üstelik Dr.Moreau’nun Adası’nı bitirdikten sonra,Dreamman projesi kafamda yer etmeye başladı.Bu hikayeyi kaleme almak istiyorum.Bakalım hayırlısı !!!

Yazı 11 : 02.02.07

Alice in Chains-Dirt albümünü aldıktan sonra keyfe geldim ve çok daşşaklı bir cafeye girdim.Double espresso söyledim kendime.Güzel bir cd arşivim oldu.Grunge,Progressive,Glam,Hard Rock türlerinden en az 2 tane orjinal albümüm var.Espresson şimdi geldi.Ayılma vakti.Bugün Planetario diye bir yere gideceğiz.Ekranı tavanda olan bir sinema düşünün,kafanı dikip izliyorsun.Kara delikler,gezegenler,yıldızlar,göktaşları…küçüklüğümde annem hep anlatırdı.Bugün orayı görme vakti geldi.

Atina Depresyon Günlükleri Episode 2

Filed under:Anı — posted by admin on @ 12:17 am

Yazı 4 : 23.01.07

Şu anda Acropolis’te bütün tanrıların ortasında oturmuş,yargılanmayı bekler gibi duruyorum.Hepsi gözlerini dikmiş bana bakıyor.Ama suratlarına baktığımda,”Artık bize inanmıyorlar,tek bir tanrıya tapıyorlar.” gibisinden bir yakarış hissettim.Tekrar kendi zamanlarını getirmemi isterlermiş gibi bir halleri var.Asırlar boyu evlerin en güzel yerlerine konmuş heykeller,yapıların tepelerine oturtulmuş büstler şimdi birer basit heykel.Ne adaklar adanmıştı kimbilir bunlara.Ne istekler….kim bilir? .Çocuğum olsun,kocam olsun,işim olsun,param olsun :)
Ya şimdi….Japon’u,Türk’ü,Arap’ı,İtalyan’ı ”vay be” deyip geçiyor.1000 yıl sonra bizim dinimizede uzaylı gibi bakacaklar mı?Hz.İsa heykeli,ikonalar müzelik olacak mı?O zaman nasıl bir tanrısı olacak insanoğlunun.Kaç tane olacak?İster 12,ister 1,isterse 120…Önemli olan sığınacak bir güç değil mi?

Yazı 5 : 23.01.07

Parthenon’un önünde çırılçıplak soyunup,bir çarşafa dolanıp koşasım geldi…..:) (Acropolis,Parthenon tapınağı önünde otururken)

Yazı 6 : 23.01.07

Ve işte beklenen anlardan biri,Hard Rock Cafe Atina.Doors’un gitarı gözümün içine bakıyor.Epiphone-Les Paul..Prince’ın kıyafeti duvarda asılı.John Lennon,Paul McCartney resimleri :) Lynyrd Skynrd davul önü tam karşımda….Elvis Presley’nin ceketi arkamda kaldı :) Biramdan bir yudum aldım.Üst katlara sonra çıkabilirmişim….

Atina Depresyon Günlükleri Episode 1

Filed under:Anı — posted by admin on May 2, 2007 @ 11:54 pm

YAZI 1 : 21.01.07

90’lar Seattle ruhu Atina’da ölmüş bitmiş.İstanbul’da devam ediyor şu an o ruh.Burada sokaklarda o havayı hissedemiyor insan.Bir iş sahibi olma zorunluluğu hissediliyor.Gençler hafif kasıntı.Hepsi sarma sigara içiyor,clublara takılıyor.Bir iki kere grunge modunda yürüdüm de deliymişim gibi baktılar.Benim tarzım buraya yabancı.Uzun saç tikilerin elinde.
Yaşlanıyorum bu arada,gittiğim yerlerde kendimi ‘amca’ gibi hissediyorum.Çok enteresan.Turistmişim gibi takılıyorum,zaten öyleyim.Rumca bildiğim halde İngilizce konuşuyorum büfelerde.Dedikodular aldım sevgilisinden ayrılan olmuş…Hani aşkım canım cicim…Hepsi osuruk…Ahahaha inanmıyorum aşk kavramına.Yüksek derece hoşlanmak sadece olay…

YAZI 2 : 21.01.07

Yabancı olmak…Hiç bilmediğin bir çevrede,dilini yarım yamalak ya da hiç anlamadan oturmak…Bunlar o çevreye yabancı olduğunun göstergesi değil….Kendi çevrende kendini yabancı hissetmek…Asıl seni anlamayan insanların içinde olmak,düşüncelerini,dertlerini anlatamamak…bunlar yabancı hissettiriyor insana kendini…Atina’da bunu anladım…
Yabancı olmak bir kavram değil…Bir his…Yabancı olduğunu hissettiğin zaman yabancı oluyorsun..Ben bunu İstanbul’da yaşıyorum işte…Okulda,evde,çevremde…Yabancı olmak bir sözlük anlamı değil,bir his….Yabancılaşmak her şeye koyuyor bir yerde demiş sanatçı…..

( Bu yazıyı yazarken neden bu kadar kötü hissetmişim hatırlamıyorum)

YAZI 3 : 21.01.07

Atina’da değişik bir yere geldik….Canlı müzik var.Sahnede kendini Ricky Martin sanan bir eleman….Gülecem gülemiyorum..Ne yazıyorum diye bakıyorlar…ahahaha ‘Nah anlarlar’ !!!…Bu arada bir yunan müziği tespiti : La Sol Fa Mi ….Herkesin eşlik edeceği,kulaklara kazınacak bir bestenin yolu bu 4 akordan geçiyor.Çok ilginç diyeceğim ama o kadar ilginç değil.Sahne düzeni çok hoş,ışıklandırmalı….Dansçı hatunları beğendim,takdir ettim.Sarı kafa alayı ama olsun….Şimdilik bu kadar…


previous page


image: detail of installation by Bronwyn Lace