Medusa Ve Şahmeran:Farklı Kültürler,Benzer Karakterler

Filed under:Antik Yunan ve Roma Kültürü & Tarihi, Kişisel — posted by admin on January 2, 2010 @ 3:29 am

  Medusa ve Şahmeran.İki karakter de bedensel olarak  yılan ve insanın bir tür birleşimi ve ikisi de nazara karşı bir simge…Medusa Yunan Kültürü’ne,Şahmeran ise GüneyDoğu Anadolu,Mezopotamya Kültürü’ne ait bir efsane…Medusa ile Şahmeran arasındaki benzerlikleri daha net görebilmek için bu iki karakteri ayrı ayrı tanıyalım önce…

Medusa:

Medusa ile ilgili olarak 3 farklı efsane vardır.Bu efsanelerden ikisi Medusa’yı çok güzel bir kızken bir ceza sonucu saçlarının her bir telinin yılan olduğu bir yaratığa dönüşmesi üzerine,bir tanesi ise Medusa’nın diğer üç kardeşiyle(Gorgolar) birlikte zaten birer yaratık olması yönündedir.

Bu efsanelerden en bilineni şu şekildedir.Deniz Tanrısı Poseidon,çok güzel bir kız olan ve saçlarıyla övünen Medusa’ya aşık olur ve ona Athena’ya adanmış bir tapınakta tecavüz eder. Bu durumu kendisine hakaret olarak kabul eden Athena’nın öfkesi Medusa’yı hedef alır ve kızı saçlarının her bir teli yılan olan,bakışlarıyla taşa çeviren bir yaratığa dönüştürür.

Diğer dönüşümün gerçekleştiği efsanede de olay Medusa ile Athena arasında gerçekleşir.Bu sefer Athena’nın Medusa’nın güzelliğini kıskanması ceza nedeni olarak gösterilmiştir.

Medusa

Medusa

Öyle veya böyle bir şekilde saçları yılan,bakışları ile taşa çeviren bir yaratığa dönüşen Medusa’nın sonu ünlü kahraman Perseus tarafından olur.Medusa’nın kafasını kesen Perseus,yaratığın yüzünü düşmanlarına göstererek onları taşa çevirir.Daha sonra bu kesik baş Athena’ya teslim edilir ve Athena,Medusa’nın kesik kafasını kalkanına yerleştirerek kendine bir koruma sistemi geliştirir.

Perseus

Perseus

Medusa’nın ölümü yeni mitolojik karakterlerin doğmasına neden olur.Ünlü kanatlı at Pegasus ve başka bir yaratık olan Khrysaor,Medusa’nın kesilen boynundan,Poseidon’un dölü olarak mit dünyasına doğmuştur.

Ayrıca Medusa ile ilgili farklı bir detay daha mevcuttur:Perseus,Medusa’yı öldürdükten sonra yaradan akan kanı toplar.Bu kanın sol damardan akanı öldürücü bir zehir,sağ damardan akanı ise ölüyü bile diriltebilen bir ilaçtır.Üstelik,Medusa’nın tek bir saç teli bile bozgun yaratacak güçtedir.

Medusa’nın mitolojik hikayesi bu şekildedir.Bugün Antik Kentler’e baktığımızda bir çoğunun girişinde veya içerisinde,lahitlerin üstünde, ‘Medusa Başı’ heykelleriyle veya kabartmalarıyla karşılaşmak mümkündür.Bu,bir yerde nazardan korumak için alınmış bir önlem gibidir.Tıpkı bugün bizim evlerimizde nazar boncuğu kullanmamız gibi.Bir yerde kötü gözle bakan taş kesilsin gibi bir anlam yüklenmiştir.

Didim Medusa

                 Didim-Apollon Tapınağı Medusa Başı                

Şahmeran:

Şahmeran,Mezopotamya’da doğmuş ve farklı şekillerde Hindistan’a kadar yayılmış  bir efsanedir.Tıpkı Medusa’da olduğu gibi farklı anlatımları vardır.Ben Mardin’de öğrendiğim efsaneyi aktaracağım.Şahmeran ,belden yukarısı güzeller güzeli bir kadın ve belden aşağısı upuzun bir yılan olan kraliçedir.Efsaneye göre Camsap isminde yakışıklı bir genç,yanlışlıkla yılanların yaşadığı bir mağaraya girer.Burada Şahmeran’la yani Yılanların Kraliçesi ile karşılaşır.Dünya’nın oluşumundan o güne kadar varolan Şahmeran,Camsap’a isterse bütün insanlığın tarihini anlatabileceğini söyler ve günler geçtikçe yaptıkları konuşmalar sırasında aralarında bir aşk başlar.Fakat gün gelir Şahmeran’ın anlatacağı bir şey kalmaz ve Camsap köyünü,ailesini özler.Yollarını ayırırlar fakat Camsap arada Şahmeran’ı ziyarete gider.Bir gün Camsap’ın yaşadığı ülkenin kralı hastalanır ve Şahmeran diye bir varlığın yaşadığını bilen vezir ,kralın hastalığının ancak ve ancak Şahmeran’ın etinden bir parça yemesiyle iyileşebileceğini söyler.Oysa vezirin amacı başkadır,o Şahmeran sayesinde insanlığın bütün sırlarını öğrenmek istemektedir.Kral,Şahmeran’ı bulmak için emir çıkarır ve bir süre sonra Camsap’ın yerini bildiği bir şekilde öğrenilir.Yakalanan Şahmeran,Camsap’ı yanına çağırır ve ona her kim kuyruğundan bir parça yerse insanlığın bütün sırlarını öğreneceğini ve her kim baş kısmından bir parça yerse o anda öleceğini söyler.O esnada vezir kılıcıyla Şahmeran’ı öldürür.Sevdiğine ihanet ettiğini düşünen Camsap,Şahmeran’ın dediği gibi baş kısmından bir parça yer,vezir ise kuyruk kısmından.Tabii,durum söylendiği gibi olmaz,vezir ölür,Camsap yaşar ve üstelik Şahmeran’ın bütün bilgisi Camsap’a geçer.Şahmeran,son anında sevdiğinin hayatını kurtarmış ve kötülüğü cezalandırmıştır.Şahmeran’ın ölümünden sonra tüm bilgilerin Camsap’a geçmesiyle Lokman Hekim efsanesi hayat bulmuştur.

Sahmeran

Mardin’den Şahmeran İşlemeleri

Bugün özellikle Mardin’de Şahmeran bir simge haline gelmiştir.Bakır tepsiler üzerine Şahmeran işlemeleri,cam boyama Şahmeran’lar muhteşem bir el işçiliğiyle işlenmektedir.Ayrıca ‘Dua-i Şahmeran’ diye bir dua mevcuttur.Şahmeran işlemeleri,evlerde nazardan korunmak amacıyla da bulundurulmaktadır.

Karşılaştırma:

İki farklı kültüre ait olan iki ayrı efsanevi karakteri,Medusa ile Şahmeran’ı, yukarıda anlattıktan sonra gelelim ortak özelliklerine;

a)İki karakterde de bedensel olarak yılan ve insan türünün birleşimi görülmektedir.Medusa’nın saçları yılan,Şahmeran’ın belden aşağısı yılandır.

b)İki karakterde  bünyesinde hem zehirli hem şifalı olmak üzere iki çeşit kan taşımaktadır.

c)İki karakter de  nazardan korunmak amacıyla kullanılmıştır.

d)İki karakterin ölümünün ardından yeni efsaneler türemiştir.Medusa’da Pegasus efsanesi,Şahmeran’da Lokman Hekim efsanesi.Her ne kadar Pegasus ile Lokman Hekim arasında bir bağ olmasa da,incelediğimiz iki karakter kendisinin ardından yeni bir şeyler  bırakmıştır.

Bu ortak özelliklerden en çok ikincisi benim dikkatimi çekmektedir.Onun haricinde tüm özelliklere bakıldığında kültürlerin birbirinden etkilendiğini ve her kültürün bu etkiye kendi yaşam biçimlerinden,kendi duygularından da bir şeyler katıp yeni karakterler yarattığını görmekteyiz.

Büyük İskender farklı inanışlardaki tanrıları Yunan Tanrıları’nın farklı formları olduğuna inanmıştır.Örnek verecek olursak,Mısır Tanrısı Amon’u Zeus’un farklı bir formu olarak görmüştür.Daha sonraları Romalılar Osiris’i Dionysus’a ,Horus’u Apollon’a denk tutmuşlardır.Kim bilir belki Şahmeran’da Medusa’nın farklı bir formudur.

Ayrıca Hekim Tanrı Asklepios sayesinde Tıp bilimiyle özdeşleşen yılan bu iki efsanede de karşımıza çıkıp,kendini gene bu alanda bir şekilde belli etmektedir.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-)Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,iSTANBUL, 1997

2-)Mavromataki M.,Greek Mythology and Religion,English Edition,HAİTALİS,Athens,1997

3-) http://www.pantheon.org/articles/s/shahmeran.html

4-)Bosworth A.B.,Büyük İskender’in Yaşamı ve Fetihleri,Çev.Hamit Çalışkan,Dost Yayınevi,Ankara,2005

Mitoloji Gerçekleri: Prometheus ve Karaciğerin Yenilenmesi

Filed under:Antik Yunan ve Roma Kültürü & Tarihi, Kişisel — posted by admin on November 24, 2009 @ 9:25 pm

 

Yunan Mitolojisi’nde anlatılan bir çok efsane günümüz gerçeklerini içerir.Hesiodos ve Homeros’a göre düşünürsek günümüzden yaklaşık 2700 yıl evvel anlatılan efsanelerdeki gerçekler hakikaten şaşırtacak derecedendir.Özellikle içinde bir tıp gerçeğinin geçtiği efsaneler ‘Bu adamlar 2700 sene evvel bunu nasıl anlamışlar?’ dedirtecek cinsten.

Günümüzde,karaciğerin kendini yenileyen bir organ olması neredeyse herkes tarafından bilinen bir gerçektir.Bu gerçek,Yunan Mitolojisi’nde Prometheus’un hikayesinde saklıdır.

Prometheus

‘Prometheus,Tanrılar’dan önce varolan Titanlar’dan İapetos’un oğludur.Zeus’un bir kuzenidir denilebilir kendisi için.Kile şekil vererek ilk insanları yaratan olarak geçmektedir.Oysa Hesiodos’un Theogonia isimli eserinde ,insanın yaradılışı bu şekilde anlatılmamıştır.Hesiodos’a göre Prometheus ilk insanın yaratıcısı değil,velinimetidir.

Efsaneye göre Prometheus ,bir kurban töreni sırasında,kestiği sığırın etlerini ve iç organlarını hayvanın işkembesine sararak derisinin altına,sıyrılmış kemikleri ve arta kalan kısımları da içyağına sararak Zeus’a sunar.O’na kendi payını seçmesini ve diğer kalan payı da insanlara vereceğini söyler.Zeus iç yağına sarılmış olanı tercih eder,tabii yağı kaldırdığı an kemikleri görecek ve Prometheus’un onu bu şekilde aldatmasına kızacaktır.Bu durum üzerine Zeus,insanlara ateş göndermemeye karar verir böylece eti pişiremeyeceklerdir.Fakat insanları her zaman destekleyen Prometheus,Hephaestios’un ocağından çaldığı ateşi insanlara yollar.Bir başka anlatıma göre Prometheus bu ateşi,güneşin tekerleğinden çalmıştır.

Prometheus’un kendisini aldatmasına ve insanlara verdiği cezayı hiçe sayarak onlara yardım etmesine kızan Zeus,Prometheus’u Kafkas Dağları’na zincirlemiştir.Ayrıca bir kartalı da Prometheus’un ciğerini yemesi üzerine başına musallat etmiştir.Kartal hergün Prometheus’un yanına geliyor,karaciğerini yiyor ve ertesi gün karaciğer yeniden oluşuyordu.’

Prometheus daha sonradan Heracles tarafından kurtarılmıştır.

Efsane ilk bakıldığında,insanın ateşle tanışmasının öyküsü veya en basitinden Prometheus’un cezalandırılmasının öyküsüymüş gibi algılanmaktadır.Tabii ki efsane bunları da içermektedir.Ama günümüz gerçeklerine baktığımızda , bu hikayedeki en önemli unsurun ‘Karaciğerin Yenilenmesi’ olduğu kanısına varmaktayız.Günümüzden 2700 yıl önce karaciğerin bu özelliği biliniyormuşcasına bir efsane anlatılmıştır.Belki bu gerçek ilk defa bu efsane içerisinde belirtilmiştir,belki de bilinen bir gerçek kullanılarak efsaneye bir detay katılmıştır.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-)Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,iSTANBUL, 1997

2-)Mavromataki M.,Greek Mythology and Religion,English Edition,HAİTALİS,Athens,1997

Achilles’in Mezarı ve Büyük İskender’in Mitolojik Ataları

Filed under:Antik Yunan ve Roma Kültürü & Tarihi, Kişisel — posted by admin on November 4, 2009 @ 2:57 am

 ‘Kendisi de Akhilleus’un mezarına elleriyle çelenk koydu.Hephaiston’da da Patroklos’un mezarına çelenk koyduğu rivayet edilir.Söylendiğine göre İskender burada Akhilleus’un anısını gelecek nesillere nakleden Homeros gibi bir şairin varlığından dolayı ne denli şansı olduğunu belirtmiş’ Arrianos,Aleksandrou Anabasis,12.

Flavius Arrianos,’İskender’in Seferi (Aleksandrou Anabasis)’ isimli eserinde ,İskender’in Achilles’e olan saygısını bu satırlarla dile getirmiştir.Bugün halen bir tartışma konusu olan Achilles’in Mezarının yeri Arrianos’a göre Çanakkale’dedir.Tabii Arrianos bu eseri kaleme alırken eski kaynaklardan özellikle Ptolemaios Lagu ve Aristobulos’un kaleme aldıklarından yararlanmıştır.Ptolemaios ile Aristobulos’un İskender’in komutanlarından olduğu göz önünde bulundurulursa İskender’in böyle bir ziyarette bulunduğu söylemi kuvvetlenmektedir.

Alexander III The Great Before The Tomb of Achilles

-Büyük İskender Achilles’in Mezarı Önünde-

Troya Savaşı’nın M.Ö. 1185 yıllarında gerçekleştiği kabul edilmektedir.Büyük İskender M.Ö.336-323 yılları arasında hüküm sürmüştür.Yani Achilles ile İskender arasında 850 yıl kadar bir zaman bulunmaktadır.İskender atalarının anne tarafından Andromakhe ve Achilles,baba tarafından ise Heracles’e dayandığına inanıyordu.Heracles’in (Herkül) Zeus’un oğlu ve Achilles’in Tanrıça Thetis’in oğlu olması,İskender’in soyunu Tanrılar’a bağlıyordu.Büyük İskender anne tarafından soyunun iki kolunu barıştırmayı hedefliyordu.Bunun nedeni Andromakhe’nin Hector’un eşi ve dolayısıyla Troya tarafında olması,Achilles’in ise Akhalar’ın en güçlü komutanı olup Hector’un baş düşmanı olması ve Achilles’in oğlu Neoptolemos’un Priamos’u öldürmesiydi.Bu iki kolu barıştırmak ve Neoptolemos’un işlediği suçun affedilmesi için,Büyük İskender,Troya Savaşı sırasında hükümdar olan Priamos’un öldürüldüğü yerde kurbanlar kesti.Andromakhe anısına,bölgede (İlion) yaşayan topluluğa ihsanlar yağdırdı.Atası Achilles’in mezarını ziyaret etti ve ona değerli armağanlar sundu.

Alexander III

-Büyük İskender-

Günümüzde Achilles’in mezarının nerede olduğuna dair çeşitli söylemler çıkmakta ve araştırmalar yapılmaktadır.Okurların büyük bir kısmı Troya Savaşı’nın bile kesin olmadığını dolayısıyla Achilles’in Mezarı gibi bir kavramın nasıl olacağını düşünecektir ister istemez.Fakat günümüze ulaşan kaynaklara ve kazılar sonucu bulunan eserlere baktığımızda Troya Savaşı’nın olmadığı da kesin değildir.Şöyle de düşünmek gerekir ki,bu mezar bir anıt niteliği de taşıyabilir.

Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Dr.Derya Şahin ‘Amisos Mozaiği Işığı Altında Akhilleus-Thetis İkonografisi’ konulu yüksek lisans tezinde Akhilleus kültünün Amisos Mozaği üzerinde kompozisyondan hareketle Karadeniz’in güney sahillerine de geldiğine dair buluntuların olduğunu işaret etmiştir.

Ahmet Çağdaş Çatoğlu’nun haberine göre:

‘Dr. Derya Şahin, Akhilleus`la ilgili Karadeniz`de çok fazla buluntu olduğunu söyledi. Samsun Arkeloloji ve Etnografya Müzesi`nde yer alan Amisos Hazineleri`nde ise `Nereidler`in bulunduğunu söyleyen Şahin, “Nereidler, Akhilleus`un annesi Thetis`in kızkardeşleridir. Ve Akhilleus`un öldükten sonra Karadeniz`de bir adaya gömüldüğüne inanılmaktadır” dedi.’

Death of Achilles

-Achilles’in Ölümü-

Bir başka iddia  ise Achilles’in mezarının Çorum’da olduğudur.2004 yılında bu haber Çorumlular  ile Çanakkaleliler’i karşı karşıya getirmişti.Çanakkaleliler’e göre ise Achilles’in mezarı,Çanakkale Sivritepe Tümülüsü’ndedir,Achilles adına inşa edilmiş olan antik kent ise bu tümülüsün çok yakınındadır.

Özetlemek gerekirse ,günümüzde ne Achilles’in ne de Büyük İskender’in mezarlarının nerede olduğuna dair kesin bir bilgi yoktur.Fakat kesin olan bir bilgi var ki o da binlerce yıl önce yaşayan bu iki kahramanın ne kadar önemli kişiler olduğudur.Bugün insanoğlu nükleer silahlarla,petrolle,ekonomik sıkıntılarla uğraşırken,kendi döneminde bir mızrak ve bir kalkan ile savaşmış bu isimlerin adını hala unutamamıştır,unutmayacaktır da.

Bu yazıyı yazarken dikkatimi çeken bir başka anekdot ise,atası Achilles’in izinden giden Büyük İskender’in,tıpkı Achilles gibi mezarının kayıp olmasıdır.Rastlantı mı desem,’Tanrılar’ın’ bir hikmeti mi desem bilemedim.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu 

Kaynakça:

1-)Arrianos,İskender’in Seferi,Çev.Furkan Akderin,Alfa Yayınevi,İstanbul,2005

2-)Bosworth A.B.,Büyük İskender’in Yaşamı ve Fetihleri,Çev.Hamit Çalışkan,Dost Yayınevi,Ankara,2005

3-)Radikal Gazetesi,7 Haziran 2004

4-)Ahmet Çağdaş Çatoğlu,Haber7,18 Ekim 2007

İmbros:Mitolojik Köken-Tarih ve Gezimiz

Filed under:Antik Yunan ve Roma Kültürü & Tarihi, Kişisel — posted by admin on August 31, 2009 @ 4:25 pm

Bölüm 1: Mitolojik Köken ve Kayıtlarda İmbros

             Tenedos’la kayalık İmbros arasında,

             Bir mağara vardır,geniş,kocaman.

             Durdurdu orda atları Poseidon,yeri sarsan.

             Çözdü arabadan,tanrısal yemlerini koydu önlerine.

             Bağladı ayaklarına altın zincirler

             Bunlar kırılmaz,çözülmez zincirlerdi

             Efendileri gelene dek ayrılamazlardı oradan

             Kendi de Akhalar’ın ordusuna doğru yürüdü gitti.

                                                                           İLYADA XIII-33.

Imbros (Gökçeada) ismi ilk defa bu dizelerde geçmekteydi, Milattan önce 750 yılında yazılmış olan Homeros’un İlyada’sının dizelerinde…Milattan önce 1200 yıllarında yapıldığı öngörülen Truva Savaşı’ nın destanında…

Yaklaşık 3200 yıllık bir geçmişi vardı İmbros’un ve mitolojik açıdan bakıldığında daha da eskilere uzanıyordu…Denizlerin Tanrısı Poseidon’un Truva Savaşı sırasında atlarını bağladığı mağaraya çok yakındı bu ada…

Sadece Poseidon’un mağarasına değil Achilles’in annesi Thetis’in sarayına da çok yakındı … Şu şekilde belirtmişti Homeros bize bu sınırları :

              Böyle dedi,yel gibi giden İris’de fırladı gitti

              Samos’la kayalı İmbros‘un arasından,

              Atladı kapkara denize,

              Sular gümbür gümbür gürüldedi.

              Sığır boynuzundan sirtinin içindeki kurşun

              Nasıl dalarsa çiğ et yiyen balıklara doğru,

              O da öyle daldı derine,

              Buldu Thetis’i oyuk bir mağarada….

                      

                                                                      İLYADA XXIV-78.

Bu dizelerin hemen öncesinde Zeus ,Troia Kralı Primaos’un Hector’un ölüsünü nasıl geri alacağını Achilles’in annesi Thetis’e bildirmesi için İris’i görevlendirmektedir.İris, Thetis’i belirtilen bölgede oyuk bir mağara içerisinde  ağlarken ve çevresinde deniz tanrıçalarıyla bulur.Bu dizeler ışığında doğrudan Thetis’in sarayı demek yanlış olabilir diye düşünüyorum,saraylarından biri demek daha doğru olur.Ne de olsa Thetis bir deniz tanrıçası ve tek bir evi olmayacaktır.Ama mitolojik kayıtlarda bu şekilde geçmesi İmbros’u önemli kılmaktadır.

 Özet olarak Mitolojik açıdan iki önemli mekanla adı anılır İmbros’un:

Poseidon’un atlarını bağladığı bir mağarası Tenedos (Bozcaada) ile Imbros (Gökçeada) arasında ve Thetis’in saraylarından birtanesi  Samos (Sisam) ile Imbros arasında.

Kuzey Ege

Bu iki önemli mekandan başka ayrıntılarada değinmekteydi Homeros.Örneğin Hera’nın bu adadan geçmesini şu dizelerle belirtmişti:

                       Böylece Here andını bitirince

                       Uzaklaştılar Lemnos’la İmbros kentlerinden…

                  

                                                                       İLYADA XIV-281

Homeros’un bu eserine güvenecek olursak ,ki Schliemann bu esere güverenerek Troia kentini bulmuştur,İmbros o dönemlerde etkin yerleşkelerden biridir.Homeros bize bu detayı şu şekilde vermiştir:

                         İeson’un oğlu satın almıştı Lykaon’u

                         Bir konuk çok para verip kurtarmıştı

                         İmbroslu Eetion’du bu konuk…

                         

                                                                      İLYADA XXI-43

                         Ayağıtez Akhilleus yakalayınca öbür çocuklarını

                         Gider satardı ekin vermez denizin ötesinde

                         Samos’ta,İmbros‘ta,dumanlı Lemnos’ta

                      

                                                                      İLYADA XXIV-753

Bugün Gökçeada’ya ait rehberlerde Eetion’dan İmbros Kralı olarak bahsedilmektedir.Oysa İlyada’da iki tane Eetion’dan bahsedilir,bunlardan biri Thebai şehrinin kralı ve Andromakhe’nin babası olan Eetion’dur,diğeri ise İmbros’lu bir konuktur.Pierre Grimal’in Mitoloji Sözlüğü’nde adı geçen Eetion gene Thebai kralıdır.Troia prensi Lykaon’u satın alarak kurtaran Eetion ile Thebai şehrinin kralı aynı kişi değildir destana göre.Benim İmbros’a o dönemlerde etkin bir yerleşke dememdeki neden burada köle alışverişinin yapılıyor olmasındandır.

Yukarıda belirtilen dizeler haricinde İlyada’da başka İmbros ismine rastlanmamaktadır.

İmbros adının geçtiği bu dizelerde başka bir önemli ayrıntı ‘kayalık’ olarak belirtilmesidir.Gerçekten de bugün İmbros’a gittiğimizde ilginç kaya oluşumlarını görmekteyiz.Koyların,sahillerin tümü kayalıklardan meydana gelmiş,ayrıca ada içerisinde de farklı kaya oluşumları bulunmaktadır.Zaten adanın en önemli gezi noktalarından biri de ‘Peynir Kayalıkları’dır.Anlaşılan İmbros’un kayaları her dönem dikkat çekici olmuştur.

İmbros’ta yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda M.Ö.3000 yıllarına ait sur ve ev temellerinin yanı sıra  erken tunç çağına ait seramikler,taş balta,silex ok ucu,yonga parçaları…vb. bulunmuş.Fakat çıkarılan bu parçalar Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.Bana göre bu durumdan çıkarılacak sonuçlardan birtanesi de Homeros’un gene düşünen okuyucuya bir kez daha yön verdiğidir.

İmbros adının geçtiği bir başka kayıt ise Ksenophon’un Hellenika isimli eseridir.Bu eserde İmbros şu şekilde geçmektedir:

‘Asia kentleri Kypros ve Klazomenai adaları da dahil Kralın olacaktı ve gerçi Atina Lemnos,Imbros ve Skyros klerukhia’larını elinde tutsa da ‘büyük ve küçük diğer Yunan kentleri otonomiye kavuşacaklardı’.

Ksenophon’un Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) isimli eserinde Pers Kralı II.Artakserkes’in kardeşi Kyros’un ayaklanması,ölmesi ve aslında zafer kazanan paralı Yunan askerlerinin Ksenophon önderliğinde ülkelerine dönmeleri konusu işlenmiştir.II.Artakserkes zamanında imzalanan bu Antalkidas Barışı (Kral Barışı)’nın İmbros ile ilgili maddesi Hellenika 5.1.31′de geçmektedir.

Byzantionlu Stephanios’a göre ‘İmbros,bir Trakya adasıdır.Kabeiroi ve Karialıların İmbramos dedikleri Hermes’in kutsal alanıdır.Bir kenttir halkına İmbroslular denir.’

İamblikhus ,’Pythagoras’ın Yaşamı’ isimli eserinde İmbros’ta mistik ayinlerin yapıldığını söylemiştir.

Bölüm 2:Tarihi Eserler ve Kalıntılar

İmbros’un bu geçmişine rağmen ada da herhangi bir tarihi eser görememekteyiz.Oysa ki Ege Bölgesi’nde ve bu bölgedeki diğer adalarda birçok antik şehir kalıntıları görmek mümkün.İmbros’ta kalmamış olması ya da olmaması üzücü bir durum bana göre.

Bademli Köyü taraflarında yapılan çalışmalar sonucu bir höyük çıkarılmış fakat bu bölgeye ulaşım bir hayli zor.Ayrıca ada üstünde en meşhur antik kalıntı ‘Kaya Mezar’ olarak tabir edilen  bir yapı.Açıkçası bu mezarın geçmişinin tam olarak bilinmemesi ve ulaşımın zor olması merakımızı sıfıra indirmektedir.Öğrendiğimize göre bu mekana ulaşım için tabela konuyormuş,fakat birileri buraya gelinmesini istemiyormuş gibi tabelayı her seferinde söküyormuş.

Yapılan araştırmalar doğrultusunda İmbros’ta iki adet önemli kutsal alan olduğu düşünülmektedir.Bunlardan biri Kabeiroi olarak bilinen Büyük Tanrılara adanmış Kabeirion’dur.Semadirek adasındaki kutsal alandan sonra en önemlisidir.İkinci kutsal alan ise Hermes İmbramos Tapınağıdır.Bugün bu iki kutsal alanın lokasyonları sadece varsayımdır.

İmbros Tarihi Kalıntılar Varsayımlar

Yukarıdaki haritadan görüldüğü gibi Hermes Tapınağı adanın kuzeyinde Agios Dimitrios’da Kabeirion ise Bademli yakınlarındadır.26-27 Ağustos Gökçeada Değerleri Sempozyumu’nda da belirtildiği gibi bu lokasyonlar şu an sadece varsayımdır.

Bulunan sikkelerden Hermes’in İmbros için önemli bir tanrı olduğu açıktır.

 Bölüm 3: İmbros Gezimiz

Açık konuşmak gerekirse yaz tatili için Gökçeada’ya gitmek aklımızın ucundan bile geçmemişti.ETS ile ayarladığımız Karia Turu’nun Ramazan dolayısıyla iptal edilmesi üzerine yaşadığımız hayal kırıklığı bizi yeni birşeyler yapmaya itti.Harita üzerinden bir bölge seçip kendi imkanlarıyla seçilen bölgede tatil yapan insanları sevmişimdir.Biraz hazırcıyım herhalde çünkü böyle birşeye daha evvel hiç yeltenmemiştim.Bir gün içerisinde yaptığımız tatil planı ile anne tarafından dedemin memleketi olan İmbros’a (Gökçeada) gitme kararı aldık.Bu ada Türkiye’nin en büyük adası ve en uç noktası olma ünvanlarına sahip.En son 14 yaşımda gelmiştim buraya şimdi ise sevgilimle gelecektim :)  Mitolji ve Tarih’e olan ilgimi artık sitemi takip edenler biliyordur diye düşünüyorum.İmbros’un mitolojik açıdan önemini gayet iyi biliyordum ve burada Kaya Mezar haricinde bir tarihi kalıntı bulamayacağımızı da.Ama onun dışında şirin Rum köyleri,eşsiz doğal koylar bizi bekliyordu.

Kaldığımız otelin işletmecisinin Arkeolog olması,bu meslekle uğraşan insanları doğrudan çekim alanıma aldığımı bir kez daha gösterdi.Elektrik Mühendisi’nden çok Arkeolog tanımaya başladım artık.Tatilimizin ilk günü,bir yıldır özlemle beklediğimiz denize girmekle geçti.Kefaloz Koyu’nda Aydıncık Plajına gittik.Hemen arkasında bulunan Tuz Gölü’nün üzerinde yürümek çok değişik bir duyguydu.Haritada gösterilen küçük kaya mezarlarını aradıysak da bulamadık.

İmbros Tuz Gölü Tuz Gölü

Aynı günün akşamında keşif yapmaya doyamadığımız için Agia Theodori’ye (Zeytinliköy) gitme kararı aldık.Madamın Kahvesi isimli mekanda dibek kahvelerini içerken mekanı işleten amcalarla rumca konuşmaya başlamamız beni bir anda heyecanlandırdı.Hemen sormaya başladım ‘Dedem buralı tanıyor musunuz ? ‘

Çarşamba günü başka bir koyda denize girmek istedik.Malum kendi turumuzu ayarlamışız o kadar hergün aynı şeyleri yapmak olmaz.Sualtı Milli Parkı sınırları içerisinde olan YıldızKoy’a gittik.Burada bir plaj bulunmuyordu fakat kayalar adeta insanlar denize girebilsin diye düzenlenmişti sanki.Denizin dalgalı olması Poseidon’un atlarını dizginlediğine bir işaretti benim için.Ya da rüzgar o yönden esiyordu.İlk düşündüğüm daha mantıklı geldi :)Aynı günün akşamı Kastro’da (Kaleköy) balık yemeye gittik.’Ben Sarıyerliyim kardeşim,balığın içinden geldim’ diye iki mekana racon kestikten sonra üçüncü mekanda ahtapotumuzu kalamarımızı ve balığımızı yiyebildik.

Perşembe akşamı tatilin sonuna iyice yaklaştığımızı hissettik.Cumartesi günü sabahtan geri dönecektik.Tekrar YıldızKoy’a gitme kararı aldık.Deniz gene aynı şekilde…Önce ikimiz vardık koyda..Ürktük denizden biraz..Sonra insanlar gelmeye başlayınca cesaretimizi topladık ve atladık sulara.Akşam Kaleköy’ün simgesi olan tepedeki kaleye çıkma kararı aldık.M.Ö.5.yüzyılda yapılan kale daha sonra Bizanslılar ve Cenevizliler tarafında onarılmış.Çevreyi gözlemek için ideal bir konuma sahipti burası.

Kale İmbros 

Cuma günü geldiğinde adada en rahat yüzülen yere gitmeye yani Aydıncık Plajı’na gitme kararı aldık.Akşama kadar burada yüzdükten sonra son bir kez Madamın Kahvesi’ne gittik.Bu arada bahsi geçen günlerin içinde şehir merkezini birçok kez dolaştık ve uzun yollar yürüdük.Sağolsun otel işletmecimizin yürümesi çok keyifli dediği yolların hepsi yaklaşık 7 km olduğu için toplu taşımayı tercih ettik :)

Kaya Mezar’a uğramak pek içimizden gelmedi.İlk baştada belirttiğim gibi ne bir tabela ne de bir hikayesinin olmayışı ve rehberde gördüğümüz resimden sonra gitmek istemedik.Rehberdekinden fazlasını göreceğimizi de pek düşünmüyorum.

 Kısacası Gökçeada,Antik Çağlara ait kalıntılar görmeyi bekleyenler için iyi bir tercih değil belki ama benim gibi pagan mantığında yaşıyorsanız ve içinizde 12 Tanrı sevgisi varsa ideal bir ada.Rüzgarı,Dağ Kokusu,Denizi ile gözlerinizi kapadığınızda çevrenizde o mitolojik büyüyü çok rahat hissedebiliyorsunuz.Achilles’in bu adaya uğradığını bilmek bile mükemmel bir duygu…Ayrıca biz Rumlar’ın burada hala etkin olarak yaşadığını görmek beni ayrı mutlu etti.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu 

Kaynakça:

1-)Homeros,İlyada,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,24.Basım 2008

2-)Ksenophon,Hellenika (V.I.31)

3-)Gökçeada Değerleri Sempozyumu Notları

4-)Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü ,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,İstanbul,1997

Rock’n Coke 2009 Günlükleri

Filed under:Kişisel, Müzik — posted by admin on July 23, 2009 @ 1:55 pm

Rockncoke 2009 Afis

   Öncelikle herşey Nine Inch Nails’ın geleceğini öğrenmemle gerçekleşti….Metallica’dan sonra ,gideceğim konserlerde biraz daha seçici olmayı kendime kazandırmıştım.O küçük metalci dönemlerinde olduğu gibi ‘ ne Fort of Lort’mu geliyor hemen en önden izlemeliyim’ modundan çıkmam gerektiğini Metallica’nın verdiği 50 kredi değerinde Metal Dersi’nden sonra iyice anlamıştım.Tek günlük aldığım Rock’n Coke bileti,kombine alan başka bir arkadaşımın talihsizlik sonucu konsere gelememesiyle iki günlüğe dönüştü bir anda…Aslında pek birşey fark etmeyecekti benim için Linkin Park dinlemeyi tam 7 yıl evvel bırakmıştım çünkü…Neyse detaylara ilerleyen kısımlarda değineceğim.18 Temmuz Cumartesi günü gayet cool bir şekilde akşam üzeri festival alanına gittik…Cool bir şekilde diyorum çünkü çoook eskiden sabahın 10unda konser alanında olunması gerekir diye düşünürdüm:) Saat 18:00′ı gösterdiği an Juliette Lewis sahne almıştı…Kendisine Natural Born Killers’tan ötürü bir hayranlığım zaten vardı.Sahnede de görmek iyi olacaktı.

 Juliette Lewis 2mi3

 Juliette Lewis’i en önlerde bir yerlerde izlemek gerçekten keyif vericiydi.Bana Janis Joplin’in 2000 versiyonu gibi geldi.Her ne kadar rock piyasası içinde henüz çok fazla bir geçmişi olmamasına rağmen,ilerleyen yıllarda büyük işler yapacağından eminim.

Juliette Lewis 2mi3 a

Konser sırasına havanın çok sıcak olması üstümüze hortumlarla su tutmaları ayrı bir olay iken,Juliette’in konser sonunda üstündeki şu akbabamsı şeyi çıkarması ,bikini üstüyle kalması ve üstüne su tutulmasının istemesi  gerçekten hoş oldu :)

Ve Juliette sahneden indi…Nin Inch Nails’tan sonra performanslarını özellikle merak ettiğim Jane’s Addiction’ı beklemeye başladık.Jane’s Addiction’ın belki bir 10 şarkısını biliyorumdur ama gitaristlerinin Dave Navarro olması bu gruba karşı olan hisleri iyi yönde tetiklemektedir.Rockstar olmak için yaratılmış bir insan mübarek.Adamı izlerken devamlı küfür etmekten kendinizi alamıyorsunuz.Hani milletimizin huyudur,küfür ederek takdir etmek…(Ne solo attı,….. …… evladı).

Janes Addiction 2mi3

Resimde’de görüldüğü gibi Dave Navarro ‘Arkadaşlar Yrd.Doç.Rockstar’ım,kasmayın ağlatırım’ derecesine sahne duruşu ve Perry Farrel isimli vokal arkadaşın gayvari duruşu…

Janes Addiction Dave Navarro 2mi3

Jane’s Addiction ‘Sex is Violent’ı çaldığı sırada Juliette’in sahneye geleceğini düşündüm fakat olmadı.Ne de olsa Natural Born Killers’ın  OST albümünde bulunan bir şarkıydı,gelmemesi için hiçbir sebep yoktu.Sağlık olsun….

Elimde konser sırasında çekilmiş çok daha fazla resim var ama bildiğiniz bencil davranma ihtiyacı duyduğumdan dolayı paylaşmıyorum.Resimleri çeken sevgili sevgilim yeşimmin’e ayrı bir teşekkür sunarım.Kendisi adeta Dimitri Nirvana’ya ulaşsın ben resimleri çekerim şeklinde davrandı ve beni çok mutlu etti..Öptüm onu burdan…:)

Jane’s Addiction üstüne Duman çıktı sahneye,bizim için yemek molası gibi birşeydi….Lakin bu yaşıma kadar kaç kere Duman konserine gitmişim,gidip ‘İçööğrimmm Böööeennnnnnnnn’ diye bağırmanın gereksiz olduğunu düşündüm.Yemek yerken Nine Inch Nails konserinde göğün kaçıncı katına ulaşırım diye düşünmeye başladım.Malum Metallica konserinde Tanrılar ile kanka olmuştum adeta Olympos’un zirvesinde….

Duman sahneden indi…Yardırdık konser alanına doğru…Geldik en önlere doğru,kafamı bir çevirdim sağa takım elbise giymiş bonus kafalı bir eleman ve arkadaşları adama baktıkça ben terledim…Grubun hırvat olduğuna kanaat getirdikten sonra,adamların ileri düzey Nine Inch Nails fanı olduklarını performanslarından dolayı anladık..

 Bekledik bekledik ve beklenen an geldi…..Ne giriş şarkısı ‘Somewhat Damaged’mı ölürüm ama….Tıpkı Metallica’da olduğu gibi kendimi hırpalamayıp adam gibi konserimi izleyeceğimi düşünmüştüm ki gene yalan oldu tabii ki…

NineInchNails 2mi3

 Nine Inch Nails Rock’n Coke playlisti ve 2mi3′un durumu şu şekildeydi:

Somewhat Damaged ,Terrible Lie ,1.000.000 ,Discipline ,March of the Pigs ,Piggy ,The Becoming ,Burn ,Gave Up ,Fragile ,The Way Out Is Through ,Wish ,Survivalism ,Suck ,The Day The World Went Away ,Hurt ,The Hand That Feeds ,Head Like A Hole…….Ve 2mi3 Nirvana’ya bir kere daha ulaştı ve Buddha ismini aldı…

NineInchNails 2mi3 a

Konser sırasında Trent Reznor o kadar kendinden geçmişti ki önce klavyeyi yere fırlattı,sonra mikrofonu attı…Daha sonra mikrofon ayağını sahne ışıklarına fırlatıp birini sanırım kırdı ve konser bitiminde de gitarı sahnede fırlattı ve konser bittikten sonra yerdeki gitarın sesini bir 5 dakika duyduk…Aşmıştı,aşmış ötesiydi…

Nine Inch Nails’ın ardından sahneye Prodigy çıktı….Teee küçüklüğümden beri şarkılarını bildiğim bir gruptu Prodigy..En öne geçtik ama yanımıza gelen garip tiplerle tartışmamız sonucu ve Prodigy sırasında sahnede sanki Destruction varmışçasına Pogo yapan gençlerden ötürü arkaya geçtik…Ah be yavrularım Prodigy’de pogo mu yapılır..Bilmiyorsun ne yapacağını aç bir konserini izle bir yerden öyle gel….Neyse….

Prodigy saat 03:00′a doğru bitti ve eve gelmemiz 4′ü buldu…Ertesi gün bayaa geç gittik konser alanına…Kaiser Chiefs’e kadar hiçbir grubu dinlemedik…Burdan anlaşılmasın ki Kaiser Chiefs hayranıyız…Tamamen Linkin Park’ta önde olmaktı amacımız…Tamam sevmiyor olabilirim ama arkadaşım Serhan seviyor…Kırıym mı çocuğu yani…

Kaiser Chiefs üzerimizde adeta bir travma yarattı…Gereksiz eğlenceli gruplar beni biraz geriyor da….Adamlar kelebek gibi,sinirimi bozdu konser sırasında..Üstüne ağzıma ‘Oh My God’ isimli şarkıları dolanmaz mı inanın 3 gündür kurtulamadım hala…Yalnız adamların vokali acayip enerjik,hani Kaiser’dan ayrılıp çok daha iyi yerlere gelebilir.Ama eğlendirmesin insanları lütfen….Off geçmiyor etkisi hala,çok kötü…

Kaiser sahneden inerken son derece mutlu olmuştuk…Rock’n Coke ‘un benim için değil belki ama büyük kesimi için beklenen grup sahneye çıkacaktı.Liseye giderken ‘Hybrid Theory’ isimli ilk albümlerini almıştım,şimdi doğruya doğru iyi bir albümdü o.Ama sonra yaptıkları şarkılar ve biraz da medyanın etkisiyle adamlardan son derece soğumuştum.Aptal rock müzik dergilerinin kapakları,hediyeleri zaten bir çok gruptan soğutuyor insanı…’Bu ay herkese Jonathan Şapkası….’

Linkin Park sahnede gerçekten iyiydi…Çok iyi bir performans sergilediler ve sahneyi çok güzel kullandılar…Bu demek istediğim sahneyi dolduruyorlar anlamında değil ama.Sahne’yi dolduran grup Nine Inch Nails’tı benim için….Linkin Park’n son derece enerjik olması,ve vokallerin canlı performanslarının da tıpkı albümdeki gibi olması beni gerçekten etkilemişti.Davulcuları ise ayrı bir olaydı.Konser sonunda adamlara olan saygım arttı şimdi doğruya doğru…

 Ve Rock’n Coke sona erdi…Seneye acaba kimler gelir diye düşünmek kaldı…Gittiğim ikinci Rock’n Coke festivaliydi çünkü gitmeye değecek ikinci Rock’nCoke festivaliydi..(İlki The Cure ve Korn’un geldiği festival, Iggy Pop festivale değil direk konsere gelmeli diye düşündüğüm için onu saymıyorum).

Konser sonunda  1 adet Nirvana’ya erişmek (Nine Inch Nails sayesinde),bir adet travma geçirmek (Kaiser Chiefs sayesinde) , 1 adet saygı duruşu (Linkin Park sayesinde) ,1 adet küfürle övgü yağdırma (Janes Addiction sayesinde) ve 1 adet şaşılaşma (Juliette Lewis sayesinde) elimize geçen ganimetler oldu…

 Bu yazıda görmüş olduğunuz fotoğrafların tümü Yeşimminn tarafından çekilmiştir.Başka bir dergide gazetede yayınlanmış değildir.Devamı bizdedir ve paylaşılmamaktadır.Her ne kadar Serhan Facebook’ta teşhir etmiş olsada…Canı sağolsun :)

İlyada’nın Likyalı Prensi:Sarpedon (Σαρπηδών)

Filed under:Antik Yunan ve Roma Kültürü & Tarihi, Kişisel — posted by admin on May 11, 2009 @ 10:05 pm

Yunan Mitolojisi’nde bazı kahramanlar vardır ki neredeyse adlarını duymayan kalmamıştır.Bunlar haricinde de öyle kahramanlar vardır ki adları hiç duyulmamış olmasına rağmen Mitoloji’ye yön vermişlerdir.Homeros’un İlyada’sında sürekli karşımıza çıkan Sarpedon ( Σαρπηδών) da bu kahramanlardan bir tanesidir.Belki Troya tarafında Akhalara karşı savaşmış olması ,bugün adının az biliniyor olmasına neden olmuş olabilir.Oysa bu kahraman Rodos kralı Tlepolemos’u öldürmüş ve Patroklos tarafından öldürülmüştür.İlyada’yı okurken Sarpedon gibi bir kahramanın Patroklos tarafından öldürülmüş olması bence birçok okuyucunun gücüne gitmiş olabilir.Şahsen kendisine daha iyi bir son düşünüyordum.

Sarpedon

Peki kimdir bu Sarpedon?

Sarpedon,Troya Savaşı’nda Troyalılar’a yardıma gelmiş Likyalı bir prenstir.Sarpedon Zeus’un Dünya üzerindeki oğullarından birtanesidir.Sarpedon’un Troya yanlısı olarak savaşa girmesinin sebeplerinden birtanesi bana göre Likya’nın Anadolu’da bir yerleşke olması ve Troya’nın da Anadolu’nun en önemli kapılarından birisi olmasıdır.Nitekim antik çağlarda Troya günümüzde Çanakkale olarak bilinen yer her dönem en kritik savaşların yapıldığı bir bölge olmuştur.Birinci Dünya Savaşı’nda bile düşman kilit nokta olarak burayı görmüştür.Her daim söylediğim gibi Mitoloji masal değil,tarihe yön veren önemli bir kriterdir.Bana kalırsa Çanakkale’nin coğrafi ve siyasi açıdan önemi dillere destan Troya Savaşı sayesinde yayılmış ve milletlerin aklında yer etmiştir.

Konuyu dağıtmadan Sarpedon’a geri dönelim.Likyalı Prensin Troya Savaşı sırasında Hector’a cesaret vermek için söylediği şu sözler kendisinin ne denli büyük bir kahraman olduğunu göstermektedir.

‘Ben ta uzaktan geldim,Anaforlu Xanthos’tan,uzak Lykia’dan,Karımı Çocuğumu koydum orada,Yoksulların göz dikeceği bir sürü mal mülk koydum.Savaşa sürüyorum Lykialılar’ı yine de,kendim de en öndeyim;işte bak!

Gerçekten de Sarpedon cesareti ve adilliği ile gerek kitapta geçen dönem halkının sevgisini gerekse okuyucuların sevgisini kazanmaktadır.

Sarpedon

Sarpedon’un ölümü İlyada’nın sonuna doğru gerçekleşmektedir.Akhaların siper olarak ördüğü duvar üstünde büyük bir delik açan Sarpedon,Achilles yerine savaşa katılan Patroklos tarafından öldürülmüştür.Daha sonra Patroklos Hector tarafından öldürülecek ve Achilles arkadaşının intikamını alacaktır.Oğlunun ölümü üzerine Zeus,cesedin parçalanmaması ve Sarpedon’un onurunun zedelenmemesi için Apollon’u çağırarak O’nu oradan kaçırmasını ister.Ve böylece Sarpedon’un cesedi mistik bir şekilde Likya’ya getirilir.Geleneklere göre baba toprağında gömülen Sarpedon adına ‘Sarpedoneion’  isminde bir tapınak yapılır.

Bundan binlerce yıl evvel ,ama hayal ürünü ama gerçek bilemiyoruz,böyle bir kahramanın var olması belki de kendisinden sonra gelen birçok kişiye ilham vermiştir.Belki birçok kahramanı etkilemiştir Sarpedon,birçoğu onun gibi olmak istemişlerdir belki.

Ama hayal ürünü ama gerçek,bundan binlerce yıl evvel günümüzde bile hala geçerli olan kahramanlık kavramının özünü verebiliyorsa bize Sarpedon, kendisi çoktan ölümsüzlüğe ulaşmıştır bile…

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-)Homeros,İlyada,Çev.AzraErhat,Can Yayınları,İstanbul,24.Basım 2008

Yunan Mitolojisinin Roma Tarihine Kazandırdığı Kahraman,Aeneas (Αἰνείας)

Filed under:Antik Yunan ve Roma Kültürü & Tarihi, Kişisel — posted by admin on April 1, 2009 @ 9:40 pm

 Aeneas Flight from TROY

Yunan mitolojisinde öyle bir kahraman vardır ki ,Roma Dünyasının O’na verdiği önem Yunan Dünyasından fazladır.Bu kahramanın adı Aeneas (Αἰνείας) .Kendisine ilk önce Homeros’un İlyada’sında rastlamaktayız.Akhaların en önemli savaşçılarının elinden her seferinde kurtulan adeta Tanrılar’ın kayırdığı bir adam Aeneas.Tabii böyle olması biryerde doğal karşılanabilir,çünkü kendisi Aşk ve Güzellik Tanrıçası Aphrodite’in çok sevdiği oğlu.Hatta o kadar çok sevdiği oğlu ki,ünlü Akhalı savaşçı Diomedes’ten korumak isterken oğlunu bileğinden yaralanmıştır.

 Aeneas 5

Kehanete göre Aphrodite ,Anchises ile birlikte olmadan önce ona kendini açıklamış ve Troyalılar’a hükmedecek bir oğlunun olacağını ve bu oğlunun da oğullarının olacağını ve bunun böyle devam edip soyunun sonsuza dek gideceğini söylemiştir.Hatta bazı rivayetlere göre Troya Savaşı’nı sırf Aeneas Troyalılar’a hükmetmeye başlasın diye Aphrodite çıkartmıştır.

Aeneas

Mitolojiyle ilgilenenleri geçtim,sinemayı takip eden bir insan Troya kentinin başına ne geldiğini bilir.İşte bu yıkımdan Aeneas sağ kurtulmuş ve babasını (sırtında taşıyarak), çocuklarını,karısını ve sağ kalan Troyalılar’ı toparladıktan sonra İda’ya çekilir ve burada yeni bir şehir kurar.Bundan sonrasını ise Romalı şair Vergilius’tan öğrenmeye devam ediyoruz.Aeneas’ın hikayesi bana göre burada ilginçleşmeye başlamaktadır.Çünkü İlyada’ya göre daha kahraman daha güçlü anlatılır.İda’da kısa süre kalan Aeneas bir yolculuğa başlar ve en sonunda İtalya’ya ulaşır.Efsane yıllar sonra burada devam eder ve Aienieasoğulları’nın 16.kralı olan Numitor’un tahttan indirilişi,oğlunun öldürülmesi kızının ise çocuk sahibi olmaması için büyük yükümlülükler altına sokulması derken Romus ve Romulus ikiz kardeşler dünyaya gelir ve Romulus Roma’yı kurar.

Map of AeneasAeneas’ın Troya Sonrası Yolculuğu

Duruma bakılacak olursa kehanet gerçekleşmiştir,Aphrodite’in oğlunun soyu kuşaklar boyu devam etmiştir.Ama olayların gerçek yüzüne bakacak olursak şunu farkedebiliriz.Öncelikle basite indirgeyecek olursak Aeneas,Yunan Dünyası için ne bir Achilles ne bir Perseus ne de bir Theseus’tur.Aeneas  sadece İlyada’da geçen Tanrılar’ın sevdiği,neden ölmemesi gerektiği her adı geçtiğinde vurgulanan ve bir kehanet üzerinden ömrünü geçiren  Troyalı’dır.

 Aeneas ve Turnus

Peki Roma Dünyası neden bu kadar sahiplenmiştir Aeneas’ı?

Roma kurucuları soylarını ,tarihi  çağların başlangıcına dayandırmak,Zeus ve Aphrodite gibi ilahi atalara sahip olduğunu göstermek için bu yola başvurmuşlardır.Üstelik Pierre Grimal’ın ‘Mitoloji Sözlüğü’ isimli eserinde belirtildiği gibi böylece, Roma’nın büyüklüğü ve önemi Homeros tarafından yıllar önce İlyada’da belirtilmiş olacaktır.Ve gene Pierre Grimal’in değindiği bir başka önemli nokta,Aeneas’ın soyundan gelmiş olmakla Roma,iki düşman ırk olan Troyalılar ile Grekler’in uzlaşmasını kendi imparatorluğunun içerisinde gerçekleştirecekti.

Yunan Mitolojisi ile ilgilenen,okumayı seven insanlara biraz masal okuyor gözüyle bakarlar.Oysa Aeneas örneğinden görmekteyiz ki Mitoloji ,Tarih’e detay katar ,önemini arttırır. 

*Aeneas’ın Troya sonrası yolculuğu detaylı bir şekilde Vergilius’un ‘Aeneas’ isimli eserinde işlenmiştir.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-)Vergilius,Aeneas,Çev.İsmet Zeki Eyüboğlu,Payel Yayınları,İstanbul,1995

2-)Homeros,İlyada,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,24.Basım 2008

3-)Grimal P.,Mitoloji Sözlüğü,Çev.Sevgi Tamgüç,Sosyal Yayınlar,İstanbul,1997

Bir Zamanlar ‘FUJİ’ Diye Bir Grubumuz Vardı…

Filed under:Kişisel, Müzik — posted by admin on March 18, 2009 @ 1:37 pm

Bundan 2-3 yıl evvel rockstar olma hayalleriyle yanıp tutuşurken,varımızı yoğumuzu adadığımız bir grup kurmuştuk.Grubun kurulmasından 20 gün sonra ilk konserimizi vermiştik ve birçok insanın akıllarında ‘bu çocuklar iyi birşeyler yapacak’ izlenimini yaratmıştık.Cebimizde adam gibi paramız yoktu,öğlen ve akşam yemeklerinde ucuz martı döner yer,susadıkça beleş içki karşılığı çaldığımız barlardan birşeyler içerdik.Sabah stüdyo,öğlen-akşam-gece bar….sabaha karşı 4′te eve gelmek ve sabah 11 de gene buluşmak…Kimine göre berduş ve sefildik ama biz mutluyduk…Aileler halimize acıyor,çocuğumuz elden gidiyor diye kara kara düşünürlerken oğullarının en mutlu dönemlerinden birini yaşadığını es geçiyorlardı.Devamlı çalgıcı mı olacan,mühendis ol adam ol gibi tepkiler yağardı üstümüze…Grup ilerlemeye başladıkça çevredekilerin de sesi yavaş yavaş çıkmamaya başladı.Haftada 3 farklı yerde konser veren,festivallere katılan bir grup olmak kısa sürede, herkesin harcı değildi.Gün geldi gruptan kopmalar başladı…Ama gene de hevesimiz kırılmadı,hatta daha güzel bir kadroyla Eskişehir Grunge Party’ye İstanbul’dan çağırılan grup olarak gittik.Böyle mükemmel bir gecenin ardından nedense bir uğursuzluk dolanmaya başladı grup içerisinde..İsteksizlik ve bahaneler artmaya başladı.Önce bass gitarist koptu gruptan,yeni gelenle yürümedi…Bir gerileme sürecine girmişti grup.Ardından okul da okul diye baskılar artınca üzerimde ben çekilmek zorunda kaldım.Ama gene de kopamadım gruptan bir  türlü.İçimde hep o stüdyoya girme,cover yapma,beste yapma isteği devam etti…Okul bitsin öyle devam edersin diye avutmaya kalktılar..(Ki okul bitsin harbi devam edeceğim,bana en başından beri destek olan canım sevgilimin de istemesi ayrı bir gaz veriyor:) .) 4 kişi ayakta durmaya çalışan grup,birkaç ay sonra silindi gitti.

İşte o ilk konserlerden biri,Galatafest :

İlgili aramalar: amatör - fuji-hate to say i told you so -  fuji -  hives -  2mi3 -  galatafest

Doors (Eski Sarpanita) Bar’da verdiğimiz partilerden birinde:

İlgili aramalar: amatör - fuji-hey -  fuji -  hey -  2mi3 -  pixies

 Geçen gün eski cdlerim içerisinde birkaç tane konser görüntümüzü buldum.İzledikçe grup elemanlarının herbirinin çevresinde dolaşan enerjiyi hissettim.Parlıyorduk resmen yaa…Ya da bana öyle geldi…Dışardan videoları izleyenlerden ”aaa yanlış çalmışın,aaa ses çok kötü,aaa şarkıyı b.k etmişiniz.’ gibi tepkiler almadık değil,ama ben farketmiyordum  o yanlışları.Sahnede bir mutluluk vardı çünkü,bütün hataları kötülükleri kapatan cinsten.

Fuji

İnternette arattım Fuji diye,eski grup sayfamız çıktı karşıma ama görüntülenemiyordu.Bir iki forumda küçük yazılar buldum hakkımızda.Bu kadarla kalmamalı diye düşündüm,FUJİ’nin hatırasının….En azından o mutluluğu , o ruhu elimden geldiğince gösterebilmek için videoları yükledim…

Hiç unutmuyorum….Bir gün Rockstar Bar diye bir yerde konser vermiştik 5 kişi mi ne vardı içeride…O konserden 15 gün sonra yolda yürüyordum ailemle…Ben anlatıyordum grup öyle grup böyle diye,bizim ki cevap verdi ‘Sokaktan geçen biri seni tanımadıkça Fuji’nin gitaristi diye inanmam başarınıza’…Aradan 30 sn geçmedi,o konserde bulunan bir kız önümde durdu,’Aaa sen fujinin gitaristi değil misin? ‘ diye sordu..Bizimkiler kilit tabii…:) Gerçi hazırcevap anam gene dedi diyeceğini ‘Sütyenini çıkarıp sana atmadı ki, sayılmaz’ :)

Üzerinden bayaa zaman geçti FUJİ’nin…Okul aynen devam ediyor,ama bir işe girdim..Hani adam gibi çalışıyor dediklerinden…Cebim para gördü mü gördü,bu iş bana mutluluk getirdi mi,tabii ki hayır…Dertsiz başıma dert aldım :) Bizim zamanımızda barlarda çalanların çoğunu ufak tefek tv programlarında görüyorum,ya da daha gelişmiş bir şekilde iyi barlarda….Belki biz de öyle olacaktık bugün dağılmasaydık…Beleş içkiye çaldığımız şarkılar,yerini makul cep harçlıklarına bırakacaktı.Belki küçük bir stüdyo açacaktık,gelsin gençler çalsın biz de 3-5 yolumuzu bulalım..İş öğrenecektik yani bir yerde,hani şimdi yaptığımız gibi…Tabii o zaman adam oldu demeyeceklerdi…Tanıdıkları tatmin etmeyecekti Dimitri’nin yaptıkları,laf sokacaklardı Nebahat’in oğlu da Arçelik’te mühendis olmuş diye…Oysa o Çelik denen yavşak robottan farkı yoktu benim için Nebahat’in oğlunun…

Diplomalı Eşşek olma yolunda ilerlerken,zihnime kazınmış güzel yıllarımın birer görüntüsüdür aşağıdaki videolar.Bakıp bakıp insan olduğumu hissettiğim…..

Eskişehir Grunge Alive Party’den videolar :

İlgili aramalar: amatör - fuji-where is my mind -  fuji -  where is my mind -  2mi3 -  pixies

İlgili aramalar: amatör - fuji-alive -  fuji -  alive -  2mi3 -  pearl jam

Videoları yüklerken ve yazıyı yazarken grup elemanlarının hiçbirinden izin falan almadım.Eğer bu yazıyı görürlerse şikayetçi olacaklarını düşünmüyorum,Fuji’nin iyisiyle kötüsüyle  bütün grup elemanlarının kalbinde bir yeri olduğuna inanıyorum….

2mi3 The Great Mardin’deydi…

Filed under:Kişisel — posted by admin on February 27, 2009 @ 10:51 am

İlgili aramalar: amatör - 2mi3 mardin gezisi -  2mi3 -  mardin -  gezi

Bundan iki-üç hafta önce şirketten Mardin’e gideceğimi söylediklerinde inanasım gelmedi…Hatta o zaman küçük çaplı bir bunalımda olmam (manik depresifin depresif yönü) beni ‘Ne işim var lan benim Mardin’deeeeeee’ diye haykırışlara sürükledi…Derken gün geldi,bileti aldık çantayı toparladık…Bir baktım ki Mardin’e gelmişim…Uçaktan inerken solumda kalan ovanın Yukarı Mezopotamya Ovası olduğunu öğrendiğimde bir anda dünyam değişti…Gelmiş geçmiş bir sürü önemli uygarlığın ayak bastığı,savaştığı,yaşadığı topraklar….Resimlerde gördüğüm ve anlatanlardan dinlediklerimde hiç etkilenmiyordum..Ama gerçekten de zamanın durduğu yermiş Mardin…

UluCamii ve Mezopotamya

Recep Bey karşıladı beni Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden…Arabaya biner binmez,ağabey kardeş gibi olduk..Başladık muhabbete…Bana bir tepe gösterdi,’Bak asıl Mardin orası’ dedi bana…Yaklaştıkça heyecanlanmaya başladım..Efsanelerdeki bir şehir gibi gözüküyordu…Neyse nihayet geldik asıl Mardin’e….İlk durağımız Mardin Müzesi’ydi…Yapmayı düşündüğümüz Aydınlatma Tasarımı ile ilgili ölçümleri almadan önce müze müdürü ile tanıştım…Çayımı içerken içeri bir kız girdi…Tanıştık ve bana kalbimi durduracak bir soru sordu…’Siz arkeolog musunuz? ‘ …Kalbimi tuttum,bir ah çektim içten..Dedim ben 12 yaşımdan beri arkeoloji ile ilgilenmek istiyorum ama elektrik mühendisi oldum…Kendisi de tarihçi olmak istiyormuş ama haritacı olmuş..Ülkemizin mükemmel eğitim sistemi mağduru iki insan karşı karşıya…

Müzenin ölçümlerini aldıktan sonra,içerisini dolaşmak istedim…Gördüğüm küçük zeus heykeli ve pan heykeli beni benden aldı..Zaten Antik Yunan Çağı’na ilişkin tek eser bu heykellerdi…Geri kalanlar diğer uygarlıklara ait eserlerdi…Müzeden çıktıktan sonra Recep Bey Mardin’de yürüyerek gezmeyi önerdi,seve seve kabul ettim..Belki bir daha kolay kolay gidemeyeceğim bir şehirde,doya doya gezmek,yürümek beni çok mutlu edecekti…Ulu Camii,Şehitzade Camii,tarihi konaklar (hani şu ağaların yaşadıkları),eski kiliseler,çarşılar…Hepsini dolaştık..Şahmaran Ustası Hasan Özcan ile tanıştım…Bakır tepsilere şahmaran işliyor,cam üstüne şahmaran boyuyor…Dükkanı ise eskiden sultanların çarşıda gezerken dinlendikleri yer…

Sahmeran

Bütün ölçümler bittikten sonra,Recep Bey sağolsun,programda olmamasına rağmen beni 5.yüzyıldan kalma Süryani Manastırı DeyrulZafaran’a götürdü…Burası daha da eskiden güneşe tapanların tapınağıymış,sonradan süryani manastırı olmuş..Ama muazzam bir yer…Resimlerde gördüğüm de hiç etki yaratmamıştı üstümde,ama içinde olunca kendinizi kaptırmamanıza imkan yok..Zaman makinesine binmiş gibi,o çağlara dönüyorsunuz bir anda…

DeyrulZafaran

DeyrulZafaran’da çok farklı ikonalar gördüm..Süryaniler de Ortodoks oldukları için ikona tarzları aynıydı,ama detaysız ve sanat kaygısı içermeden,bez üstlerine çizilmiş olmaları çok farklı ve çok samimi geldi bana…

İkona

Yukarı Mezopotamya Ovası geceleri adeta bir deniz gibi gözüküyor…Demişlerdi de inanmamıştım…Otel odasının camından baktığımda kendimi sanki Bostancı’da yüksek bir yerde oturmuş,BüyükAda,HeybeliAda’yı izliyor,demir atmış gemilere bakıyormuş gibi hissettim…Ovanın ufuk çizgisiyle birleştiği yerde Suriye’nin ışıklarını görmek bana İstanbul’dan 1400küsür kilometre uzakta olduğumu bir kere daha hatırlattı..

Gunes Tapinagi 

DeyrulZafaran’daki Güneş Tapınağı:Doğuya bakan bu pencereden yeni doğan güneşin ilk ışınlarının içeri girmesiyle,güneşe tapan insanlar burada ibadet ederlermiş…

Kuyu

DeyrulZafaran’da bulunan iki kuyudan biri.Buz gibi suyu olurmuş..

Mardin’den dönesim pek gelmedi,en azından bir hafta orada yaşamak istedim..Pazardan alışveriş yapayım,küçük taş bir evde yaşayayım istedim…Ama ertesi gün saat 10:10 uçağıyla geri geldim İstanbul’a…Kısacası hayatımda en kısa ama en etkili turlarımdan birini yaptım,doya doya gezdim Mardin’i bir gün içerisinde…

Cesme

Şehitzade Camii Külliyesi içerisinde bulunan Çeşme.

Mardin’de sordum çocuklara Tayfun Talipoğlu havasıyla…’Yaşınız kaç? ‘ Hepbir ağızdan ‘Sekkkizzzz’ dediler :)

İlyada ve Odysseia’dan bir detay…

Filed under:Antik Yunan ve Roma Kültürü & Tarihi, Kitap inceleme, Kişisel — posted by admin on February 16, 2009 @ 11:01 am

Homeros

Dünya Edebiyatı’nın en eski ve en önemli eserlerinden biri olan,Antik Yunan yaşam tarzını,inancını ve kültürünü bize aktaran Homeros’un İlyada ve Odysseia’sını ilk defa orjinal haliyle okuyorum.Daha evvel pek çok kez romanlaştırılmış,kısaltılmış olan bu iki önemli eserin orjinal haliyle okunduğunda çok daha farklı hisler yarattığını belirtmeden geçemeyeceğim.

 Mitoloji severlerin bildiği gibi,Odysseus ,İthaka Kralı olmakla beraber,Truva Savaşı’nda son derece önemli bir role sahip olup,savaş sonrasında yaptığı yolculuğu ayrı bir destan olmuş,önemli bir şahsiyettir.Yunan Mitolojisi’nde Odysseus’un ,Poseidon’un oğlu olan Kiklop Polyphemos’un elinden kaçışının farklı bir öyküsü vardır.Polyphemos kör edildikten sonra,Odysseus’un sağ kalan askerleri kendilerini ,orada bulunmakta olan koyunların karın kısmına bağlarlar.Odysseus ise bir koçun karın kısmına bağlar kendisini.Bunun sebebinden bahsetmezler mitoloji kitaplarında  pek.İnsanın okudukça mantık yürütmesi gerekir.Ben ilk okuduğum da ‘Odysseus kral olduğu için ve askerlerinin onu takip edebilmesi gerektiği için,o karambol esnasında farkedilsin diye kendini koça bağladı’ diye düşünmüştüm.Fakat Homeros’un bu destanı yazarken düşündüğü başka birşey olmuş olabilir.

 Can Yayınları’ndan çıkmış olan Azra Erhat’ın çevirdiği İlyada’nın 123 ve 124. sayfalarında 196-197-198. satırlara denk gelen bölümde Priamos şöyle demektedir,Odysseus hakkında bilgi alırken Helena’dan….

”Bırakmış silahlarını erleri besleyen toprağın üstüne,

erler arasında yürüyor bir koç gibi.

Sütbeyaz bir koyun sürüsü içinde gidip gelen

bol yünlü bir koça benzetiyorum ben onu.”

 

Priamos,Odysseus’u orduların karşılaşması sırasında gördüğünde bu şekilde benzetir.

Gelelim konumuza,İlyada destanı Odysseia’dan öncesini anlatır.İlyada Truva Savaşı’nın,Odysseia Odysseus’un eve dönüşünün öyküsüdür.Acaba Homeros İlyada’yı hazırladığı sırada Odysseus ile ilgili yaptığı bu benzetmeyi çok hoş bulup,Odysseia’da da işlemek mi istedi?Yoksa önce Odysseia’yı hazırladı ardından İlyada’yı yazarken  dinleyicilere bir sinyal mi vermek  istedi? Ya da Truva Savaşı sırasında Priamos gerçekten de böyle bir benzetmede bulundu,Homeros’ta hoşuna giden bu benzetmeyi Odysseia’nın bir bölümünde kurgulamak mı istedi?

14,02,09 tarihinde vapurda okurken farkettiğim bir anektod.

Yazan:Dimitri Daravanoğlu

Kaynakça:

1-)Homeros,İlyada,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,24.Basım 2008

2-)Homeros,Odysseia,Çev.Azra Erhat,Can Yayınları,İstanbul,21.Basım 2008


next page


image: detail of installation by Bronwyn Lace