Mühendis Olmak Sağlığa Zararlıdır!!!

Filed under:Kişisel — posted by admin on November 19, 2008 @ 12:19 pm

1-)Mühendis olmak size ve çevrenizdekilere ciddi zararlar verir.

2-)Mühendis olmak ölümcül akciğer kanserine neden olur.

3-)Mühendis olmak spermlere zarar vererek doğurganlığı azaltır.

4-)Hamileyken mühendis olmak,bebeğinize ciddi zararlar verir.

5-)Mühendis olmak cinsel iktidarsızlığa neden olur.

6-)Mühendis ortamında benzen,nitrozamin,formaldehit ve hidrojensiyanit gibi kanser yapıcı maddeler bulunur.

Ve daha kötüsü..

7-)Mühendis olmak (Türkiye’de) orta halli ve acılı bir ölüme neden olur.

Mühendis olmadan önce ve çocuğunuzu bu mesleğe yönlendirmeden önce iki kere düşünün.Kimi zaman istediği bölümde okutup cebine ekstradan iki paket sigara parası koymanız,daha huzurlu ve daha keyifli bir hayat sürmesini sağlayabilir…

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir:www.2mi3.blogspot.com

Filed under:Kişisel — posted by admin on October 25, 2008 @ 11:53 am

Hep merak ederdim,nasıl bir duygu insanın sitesine mahkeme kararıyla engel gelmesi….Az önce ntvmsnbc.com’da gördüm ki blogger.com engellenmiş…Ve eski web sayfamı bir açtım….BU SİTEYE ERİŞİM MAHKEME KARARIYLA ENGELLENMİŞTİR…Ben bu sayfamı açmamış olsaydım ,hala blogspottan yazmaya devam ediyor olsaydım,allaaaaaahhh kim dinleyecekti beni o zaman…Ne küfürler edecektim,ne maillar atacaktım..Yardıracaktım da yardıracaktım…Öte yandan youtube ile aynı muameleyi görmek beni mutlu edecekti…Her ne kadar kapatılan benim sayfam değil,blogger.com olsa da (bunu fazla çaktırmayalım bence : )

Bir yerde artık çüş demenin zamanı geldi sanki bu mahkeme kararlarına,dur demek demiyorum çüş diyorum çünkü abarttılar artık iyice…İnternet sitelerine koydukları her erişim yasağı,halkımıza bir hakaret gibi geliyor….Hani ’Siz şimdi bu sayfada gördüklerinizi,kafanızda tartamazsınız,bunlara inanırsınız,sizin düşünme kabiliyetiniz yok,siz salaksınız ya,sizi korumak için erişimi engelledik’ dercesine çıkıyor o yazı karşımıza…

 Herhalde yakında girebildiğimiz tek sayfa,google.com olacak ama arama sonuçlarına erişemeyeceğiz.O zaman 18 mb kotalı bir internet çıkarsınlarda herkes ona geçsin…

 Neyse ki, vatandaşımız bu yasaklar sayesinde bilgisayar mühendisi olacak neredeyse.Eee bir kapı kapanır biri açılır misali….Kimle konuşsam ‘Abi dns ayarlarıyla oynadım,yok modemin bilmemneresine şey ettirttim’ …Bir sene evveline kadar kimseden duymazdım böyle şeyler…Belki de mahkeme kararının amacı budur..Bilinçli bilgisayar kullanıcısı yaratmak…

 Neyse,neyse…

2mi3 der ki….

Filed under:Kişisel — posted by admin on September 8, 2008 @ 11:13 am

Tekrar bütün hissetmek güzel…:)

Dön Başa Dön….

Filed under:Kişisel — posted by admin on September 1, 2008 @ 2:59 pm

Bir hikaye vardı :

”İki adam yanyana balık tutuyorlarmış sahilde…Yaşlı olan gence sormuş, ‘Amacın nedir hayatta?’ diye…Genç başlamış anlatmaya…’Çok balık tutucam,onları satıcam kasalar alıcam..Yeni tuttuğum balıkları o kasalara doldurup satıcam…’  ..Yaşlı adam devam et niteliğinde gözlerini kırpmış….Genç devam etmiş…’Kazandığım para ile büyük bir balık teknesi alıcam,onla daha çok balık tutucam…Kazandığım para ile fabrika kurucam…Dondurulmuş balık satıcam dünyanın dört bir yanına ,çok zengin olucam…’…Yaşlı adam dudaklarını ‘vay be ‘ niteliğinde büküp ” ee peki sonra ‘ demiş….’Eee si mi var yav’ demiş genç…’Emekli olucam sonrasında’ …..Yaşlı adam sormuş ‘Emekli olup n’apacaksın? ‘ ….Genç hiç düşünmeden cevap vermiş…’Bir olta alıp sabahtan akşama balık tutucam’ ….

Bir yerlerde en başa dönüyoruz ama farkında değiliz sanki…Belirli bir yaşa kadar oyalanmak,vakit geçirmek mi bütün amacımız…Babamın dediği gibi..’Koşturuyoruz be oğlum,ama dolu mu boş mu ben de bilmiyorum’….24 yaşındayım haftanın 4 günü boş 3 günü dolu koşturuyorum gibi geliyor…Dön başa dön başa dön başa dön..geri sar az ileri al…yok yok dön başa dön… 

Lanet olsun….

Filed under:Kişisel — posted by admin on August 9, 2008 @ 11:22 pm

Lanet olsun..Bunları gördüğüm için….Güzel günler vaad ettiler bize..Bunları görmeyi değil….

Goodbye Blue Sky

“Look mummy, there’s an aeroplane up in the sky”

Did you see the frightened ones?
Did you hear the falling bombs?
Did you ever wonder why we had to run for shelter when the
promise of a brave new world unfurled beneath a clear blue
sky?

Did you see the frightened ones?
Did you hear the falling bombs?
The flames are all gone, but the pain lingers on.

Goodbye, blue sky
Goodbye, blue sky.
Goodbye.
Goodbye.
Goodbye.

 lanet olsun

Bu resimdeki sizin bir yakınınız olabilirdi…O zaman da bu kadar rahat durabilirmiydiniz..Düşünün biraz…Boşverin herşeyi biraz düşünün….Yapabilecek hiçbir şeyiniz yok,hissedin bakalım nasıl bir duygu….Okulunuzu bitirirsiniz 4 yıl 5 yıl 15 yıl biter illa ki..İş bulursunuz ama yüksek maaş ama düşük maaş..Bir sevgiliniz olabilir ama güzel ama çirkin…Ama buna ne yapabilirsiniz…Düşünün biraz…

 Yıllarca savaşlarımızla övündük…Anadoluya böyle girdik,İstanbula böyle girdik,Avrupaya böyle girdik…Yanlış anlamayın her ülke bir yerlere girdi ve bunu övünerek anlatıyor…Ama hangi milletin tarih kitabında,kendi zaferiyle sonuçlanan bir savaştan sonra bu tarz resimler gösteriliyor….Hep bir adam atının üstünde,altında yazı : Rsm 1.12: Sultan…… ….zaferi.

 Övünülecek neyi var ya savaşın….Hangi din kabul eder,insan öldürmenin zafer olmasını….Mantığı nerde bunun…He teselliler hazır, günahsız ölenlerin yeri Cennet oğlum sen hiç merak etme…Dünyayı boka çevirin,sonra merak etme ölünce Cennet…..

Goodbye, cruel world,
Im leaving you today.
Goodbye, goodbye, goodbye.

Goodbye all you people,
Theres nothing you can say,
To make me change my mind.
Goodbye.

2mi3′nin Metal Jubilesi

Filed under:Anı, Kişisel, Müzik — posted by admin on July 28, 2008 @ 12:27 pm

Metallica 27.07.08

27 Temmuz 2008….Saatlerce bekledim diyemeyeceğim,yıllarca bekledim bu konseri.99 yılında enişte kazığıyla gidememiştim…’Ben seni sokarım koçum kapıda tanıdık var’ diye aldırtmadı bana bileti ve netice olarak 9 yıl bekledim.Yıllarca bir sürü metal konserine gittim…Havasız mekanlarda,ter kokusu içinde,işte müzik budur oo yeahh dercesine kafa salladım…O zamanlar adamlar öyle manyak böyle efsane derken dün gece keşke hayatımdaki gittiğim ilk ve tek konser Metallica olsaymış dedim.Kimilerinin 99dan çok daha iyi bu konser demesi içime su serpti.Saat 10a10 kala sahneye Metallica çıktı…Ecstasy of Gold ve ardından Creeping Death….For Whom The Bell Tolls,Harvester of Sorrow,Lepper Messiah derken Ride the Lightning ve No Remorse gibi thrash şaheserlerinin çalınması beni benden aldı…Sesim hala kısık,boynum eğik duruyor…Ve sanki bu akşam,yarın akşam ve her akşam Metallica konserine gidecekmişim gibi bir heyecan üstümde…12 sene bekledik boru değil….Yeni metalci arkadaşlar boyunun ölçüsünü aldı bu konserde…Özellikle gerçek Metallica şarkılarının çalınması çoğunda bir şok etkisi yaratmıştır…

Birkaç hafta evvel gittiğim Judas Priest rezaletinden sonra (Konser diyemeyeceğim ona) Metallica bana ilaç gibi geldi…Konser izledik çünkü,sevilen şarkılar çalındı,beklenmedik şovlar yapıldı…Hele James’in konsere gelenlerle diyalogları…..

Metallica ile metal müziğe başladım,Metallica ile kapadım…Saçları tamamen kesiyorum artık..Mission Complete….Beklenen efsaneyi izledim,torunlarıma anlatacak bir hikayem var…Gözüm açık gitmeyeceğimden eminim….

Konser playlist:
00. extacy of gold
01. creeping death
02. for whom the bell tolls
03. ride the lightning
04. harvester of sorrow
05. welcome home (sanitarium)
06. leper messiah
07. …and justice for all
08. no remorse
09. fade to black
10. master of puppets
11. whiplash
12. nothing else matters
13. sad but true
14. one
15. enter sandman
- - - - -
16. last caress
17. motorbreath
18. seek and destroy

Metallica adamı eğitir,arındırır,haşat eder…ha bu böyle biline…..

Akşam eve o keyifle gittikten sonra televizyonda terör ile karşılaşmam keyfimi kaçırmadı değil…Terörü lanetliyorum bir kez daha…. 

Eski-Yeni-Eski-Yeni-Eski-Yeni

Filed under:Kişisel — posted by admin on April 21, 2008 @ 12:10 am

Eskiden, Eskinin Eskisiyle aynı ortamda olmamasını isteyen Yeniye, Eskisi  kızardı…Eskinin Yenisi ,Eskiyi kıskanır her zaman..Ama Yeni Eskiyi niye kıskanır bunun sebebi hiç bilinmezdi.Eski olmuş bitmiş gitmiş birşeyi , Yeni olan niye kıskanır.Meğer Eski de Yeniyi görünce içi cız edermiş.Bunu eskidikten sonra eskimiş olduğunu yeni anlayan Eski anlar ancak.Ama Yeni eskimedikçe Eskinin Eskisiyle aynı yerde olmasını istememesinin nedenini birtürlü bilmez sadece istemez.Eski olduğunun farkına varan Eski,Eskisini Yenisiyle gördüğü zaman dışa vurmasada içten içten bir saniyede olsa kendini bir yer.O zamanın Yenisi şimdinin Eskisi,Eskinin ne hissettiğini artık daha iyi bildiği için Yenisinin Eskisiyle aynı yerde olmasını hiç ama hiç istemez.Ama bunu kendi Yenisine bir türlü açıklayamaz.Eskidi o ne uzatıyosun der o zamanın Yenisi şimdinin Eskisine.Eski ile Yeni hep böyle karışır durur.Yeni olan bile yeni olduğunun farkına vardığında anlar bazı şeyleri.Ama anladığında eskimiş olma riski de çok yüksektir.İşte böyle yeni eski girer birbirine her seferinde.Bunu ne eskimeyen anlar ne yenilenmeyen. 

Judas Hain Değil!!

Filed under:Kişisel — posted by admin on April 7, 2008 @ 3:20 pm

judas-iscariot_wa.jpgYıllarca dayattılar Judas haindir diye ama değil…Dostluğun ve fedakarlığın en büyük simgesi olacak yerde düşman ettiler adamı insanlığa…O aslında en iyi arkadaşının isteğini yerine getirdi..Zaten okuyup düşünürsek İsa’nın son yemek sırasında aslında Judas’tan kendisini ele vermesini istediği anlamını da çıkarabiliriz.Tabii ‘Judas sen beni ele vereceksin’ dediğinde orda geleceği gördü ve ihanete uğradı anlamı da çıkabiliyor.Zaten Judas önce itiraz ediyor,böyle birşey yapmayacağını söylüyor.Ne oldu da gitti ele verdi peki…İnsan sonuçta düşünür,bu adam benim onu ele vereceğimi söylemişti benim bunu yapmamam lazım diye…

Jesus Christ Superstar’ı izlediğiniz zaman Judas’ın hain olduğunu düşünebilirsiniz ama şarkı sözlerinde devamlı O’nu kolladığını ve uyarılarda bulunduğunu da farketmeden geçemezsiniz.Tamam bu bir insanın yönettiği müzikal,yazan kendi düşüncelerini katmıştır araya illa ki..Ama sonuçta İncil’de öğrencilerin gördüğü ve duyduğunu insanlığa aktaran kitap değil mi…Ama insanlık herşeyi mucizelere yönlendirmeye bayılır ve tabii kötü sonuca sebep olana düşünmeden b.k atmayada…İnançlılar bana kızacak bu yazıyı okuduğunda,bu fikrimi aileme açıkladığımda da büyük tepki vermişlerdi…Ama  benim düşüncem bu…Sonuçta İsa öldürülmeseydi,gelmesinin bir amacı olmayacaktı…Hee eğer öldürülmeseydi ne olurdu?Kazancakis bunu ‘Günaha son çağrı’ da çok güzel açıklıyor…’The Last Temptation of Jesus Christ’ bu kitabın film uyarlamasıdır bu arada…Hristiyanlar bu tarz film ve kitapları sevmezler….Ama en azından benim at gözlüklerimi çıkarmamı ve düşünmemi sağladı…Judas hain değil…

Too much heaven on their minds….

Yıpranmak,yıpratmak,yıpratılmak : İstanbul’dan genele…

Filed under:Kişisel — posted by admin on April 1, 2008 @ 6:44 pm

2mi3-negatif.JPG   

  İstanbul’da yaşanmaz artık dedik…Yaptık planları programları,gidiyoruz yurtdışına…Peki suç bizde mi , İstanbul’da mı…?

Yıprattık kendimizi burada tutunabilmek için..Çok çalıştık,akıl sağlığımızı kaybetmeye başladık.Bünyeye vurdu bu rahatsızlık çoğunda…Yıprandık,yıprandık,yıprandık….

Peki bugün çevremize baktığımızda çok mükemmel mi görüyoruz bu şehri.Hani eskiden taşı toprağı altın dedikleri yeri…O da yıpranmamış mı hiç? Bizi barındırmak için yeniliklere,yeni isteklere ayak uydurmak için yıpratmamış mı kendisini.Dili olsa da konuşsa…Neler anlatacak kimbilir…Yoksa biz mi yıprattık onu da kendimizle beraber (ki bana kalırsa öyle)…E o zaman yıpratıp,bozup terketmek haksızlık olmaz mı?Gidip de geri dönmemek saf bir kızdan faydalanıp yollamaya benzemez mi? İstanbul’da kızlık mı kaldı be diyeceksiniz içinizden…Ferdi filmlerindeki gibi ‘Çok çalışıp,güçlenip sana geri dönücem’ demek daha doğru değil mi?Ama bu seferde ya o satarsa bizi…Ya kabul etmezse bizi…

Birbirini çok seven iki sevgili düşünün.Birbirleri için didiniyorlar,fedakarlıklar yapıyorlar.Ama gün geliyor ve ayrılıyorlar.Yaşadıkları güzel anlar olmuştur illa ki ,onlar kalıyor hatıra…Ama kendilerine bir baktıklarında birçok şeyden vazgeçtiklerini,ayaklarına gelmiş belki de hayatlarını değiştirecek fırsatları,birbirleri için geri ittiklerini görüyorlar…Aynı böyle insanlık ile İstanbul’un hikayesi..Birbirleri için yıpranan ve sonunda ayrılan iki sevgili…

Tanrı mı? O sevgiliden çoktan ayrıldı insanlık ama haberleri yok.Terkedilmiş ve kapısında yalvaranlar gibi çoğu kişi…Kutsal kitaplarda bile yazıyor terk edilişimizi,cennetten kovulmamızı.Daha fazla cümleye gerek var mı bu konuda?

İdeallerimiz var.Birşeyler yapmak , çok para kazanmak,paramızla itibar kazanmak peşindeyiz.Bunu kabul etmez çoğu kişi ama bu yatıyor bilinçaltında.Düşünüyorum eskiden insanlar kendilerini geliştirmek için eğitim alırlarmış,filozoflardan,bilginlerden.Şimdi ise ‘Doktor ol da çok parayla oyna’ diyorlar.

İstanbul’u yıprattık,kendimizi yıprattık ama birbirimizi yıpratmaktan da geri kalmadık.Böyle gider zaten.

Değişiyorum günden güne.Farklı bir hal alıyorum.4 sene evvel ile alakam yok.Dünden bile farklıyım belki de.Standartlara uymayan o aykırı çocuk içimden kolay kolay çıkmıyor artık.Eskiden içeri girmezdi oysa…Ama gene de bir mesaj,bir kelime yetiyor dışarı çıkmasına…Keşke eski devamlılığını sürdürse.Kafayı çizdiğim dönem mi iyiydim,yoksa kafayı yeni mi çizdim.Erasmus’un ‘Deliliğe Övgü’ de dediği gibi : Onlar akıllıysa eğer deli kim oluyor…

Soul Driver

Filed under:Kişisel, Kısa Öykü — posted by admin on March 17, 2008 @ 7:52 pm

2929black-horse-and-beach-posters.jpg 

Ne zaman Bruce Springsteen-Soul Driver dinlesem,kafamda şu hikaye canlanıyor….

”…Gözleri siyah bir kumaş parçasıyla kapatılmış adam hızlı ve bilinçsiz bir şekilde yeşillikler üzerinde atıyla ilerliyordu…Arada atının boynuna doğru uzanıyor ve sonrasında doğrulup rüzgarı yüzünde hissediyordu…Sonsuzluğa taşıyacaktı siyah at onu…Yıllarca bakmıştı ona,hiçbir ağır işte kullanmadı…’Diğerleri bedenimi taşıyor,bu ruhumu taşıyacak” derdi her sorduklarında…Hızlı bir şekilde ilerlerken sahile geldiğini anladı deniz ve yosun kokusundan…5 duyu organının belki de en önemlisi gözdür çoğu insana göre…Ama asıl gözlerimizi kapadığımızda hissederiz birçok şeyi…Denizi daha evvel görmüştü,ama böylesine güzel hissetmemişti hiçbir zaman…Yanında yetecek kadar tütün vardı…Birçoğu böyle temiz bir havada neden tüttürürler ki diye düşünürken o atını yavaşlatıp özenle sardığı sigarasını yaktı…Bir rahatlama ve mutluluk üzerine tüttürmek…

At hızlanıp ormanlara yaklaşırken adam kuş seslerini duydu…60 yaşına kadar duyduğu kuşu görmeye çalışmıştı..Şimdi sadece dinliyordu…O melodi neydi acaba…Aralarında konuşuyorlar mıydı..?.Yoksa şarkı mı söylüyorlardı devamlı…? Neyse ne…Dinlemek en güzeli…

Koklamak ve duymak..Meğer ne güzel duygularmış tek başına kullanıldıklarında…

Ormanın içinden akan dereye geldiğini anlamıştı su seslerinden…Yıllardır köyde bidonlarını doldurduğu çeşmenin kaynağıydı burası…Atı durdurdu ve gözlerini açmadan suya eğildi….İçebildiği kadar içti…Meğer suyun berraklığı tadındaymış…Dudaklarına değdiğinde verdiği his,ağzındaki serinlik tadını bir başka kılıyormuş…

‘60 yaşıma kadar 5 duyumu hep beraber kullanarak yaşadım,körlere acıdım…Oysa her duyunun ayrı ayrı güzellikleri varmış…Hep aynı anda mı kullanmak gerekiyor? ‘ diye düşündü…Sonra aklına annesi geldi…Küçükken çorba kokusunu gözlerini kapatıp içine çekerdi…Bunun bir huy olduğunu düşünmüştü…Belki de bazı şeylerin farkına varmıştı annesi….

Gece olduğunu havanın soğumasından anlamıştı…Yorulmuştu da at üstünde gide gide…Kollarını atın boynuna doladı ve at yavaş yavaş ilerlerken üzerinde biraz kestirmek istedi…Ama o sırada…Yeni birşey farketti….Dokunmanın güzelliği….Atın nefes alışını,kanının akışını,kalbinin atışını dokunuşlarıyla hissetmişti…Siyah kürkünün parlaklığını bile hissedebiliyordu ellerinde…Rengini bile…Etkilenmişti…Canlıyı görmeden ama dokunarak algılayabildiği için…

At eve doğru yaklaştı ve çiftliğin önünde durdu…Artık üstünden inebileceğini belirtir şekilde bir ses çıkardı…Adam gözlerini açtı ve tekrar 5 duyusuyla birlikte yaşamaya başladı…Önce tüten bacayı gördü,ardından bacadan gelen kokuyu aldı,evden gelen sesleri işitti ..Eve girip masaya oturdu ve yemeğini yedi…

Zannettiler ki….

”Siyah at görevini tamamlamıştı…Bütün gün boyunca adamı taşıdı ama ağırlığını hiç hissetmedi üstünde…Ruhunu taşıdı,gezdirdi ve 60 yaşında da olsa güzelliklerin farkına varmasını sağladı…”

Fakat….

”Adam akşam yatağına uzandığında ölmeye hazırdı…Gözlerini kapadı ve anın gelmesini bekledi…Bembeyaz bir ışık olarak geldi ölüm…Yüzü gülüyordu…Sabah ailesi uyanıp,durumu farkettiklerinde hüngür hüngür ağlamaya başladılar….Oğlu evde durmaya dayanamayıp çiftliğe doğru yürüdü…Gözü babasının en sevdiği siyah atı aradı…Ama yoktu,bir anda kaybolmuştu…Babasının ölümünden dolayı o an pek birşey düşünemedi…Ama daha sonra babasının ata neden devamlı ‘Soul Driver’ dediğini anladı…Gülümseyerek gökyüzüne baktı…Uzaklardan ata benzeyen kara bir bulut yaklaşıyordu…Yaklaştı yaklaştı ve çiftliğin üzerinde yağmaya başladı…Gözlerini kapatıp babasının üstüne yağmasına izin verdi…Babasını ve Soul Driver’ı hissetti…Ve hep ruhunu taşıyabilecek bir at bekledi…”

Belki zamanı yoktur insanın gitmek için…Ruhunu taşıyabileceği birşey bulduğu an gidecektir dünyadan..Belki 90 yaşında bulacak…Belki de doğar doğmaz…


next page


image: detail of installation by Bronwyn Lace