Scott Weiland gibi hissetmek….

Filed under:Müzik — posted by admin on October 11, 2007 @ 5:38 pm

Belki son günlerde çok fazla Stone Temple Pilots ve Velvet Revolver dinlememden kaynaklanıyordur ama kendimi Scott Weiland gibi hissediyorum..Yolda yürürken,bir yerde oturmuş birşeyler içerken,çakmağımı yakarken hatta gazete okurken bile….Adamın tipiyle benimkisi arasında alaka yok…Ama sanki Scott’a bakıldığında akla gelen şeyler sanki bana bakıldığında da geliyormuş gibi geliyor….Önce gay mi acaba diye bir şüphe…sonra yanına yaklaşıldıkça karizmatik….Ahahaha kendime karizmatik dedim sanki…Öyleyim demiyorum öyle hissediyorum dedim….Beğeniyorum lan kendimi var mı ahahah….

Yeni Trend :Cradle Of Filth Sevmemek….

Filed under:Müzik — posted by admin on June 15, 2007 @ 11:17 am

Bir zamanlar Metallica sevmemek,Metallica’ya bok atmak farklılık sayılırdı…Bir ortamda biri çıkar ve ‘Metallica tırt,Cliff yaşasaydı ööle olmazdı yok zart yok zurt’..Sanki Jason kötü bir bassçı ya…Sanki And Justice For All ve Black’de Jason çalmadı ya….Neyse Metallica kötülemek bir ayrıcalıktı o zamanlar….Metallica t-shirtleri ile gezenlere ezik özenti gözüyle bakılırdı….

Şu sıralar ise bu durumu Cradle Of Filth yaşıyo….Bir sürü insan bok atıyor…Yok şurası şöyle yok burası böyle…Adamlar açıkçası müzikleri ile bir sinema yaratıyorlar…Sözler kulağınızdan çok gözünüzde bir vizyon yaratıyor….Lovecraft hikayelerinden fırlamış karakterler,romantizmi gotik unsurlar ve kanla anlatmak…Cradle Of Filth,piyasada ki black metal gruplarının aksine bir audiovisual şov yaratıyor…Albümlerinin özünde ‘Satan my master’ yatmıyor….

Sevmiyorum diyen arkadaşlar bir de bu açıdan baksınlar…Bu tarzı sevmiyorlarsa itin kıçına sokmasınlar….

Cradle of Filth’in tavsiye edebileceğim en güzel albümü :Midian ……Mutlaka dinleyin…

Kaçınız Tanıyor BERGEN’İ ?

Filed under:Müzik — posted by admin on June 2, 2007 @ 9:08 pm

Damar müzik diye tarif ettiğimiz tarzın kraliçesi olur kendisi…Hayatı şarkılarıyla paralel giden,nam-ı diğer Acıların Kadını….80ler deyince akla gelmesi gereken önemli isimlerdendir…Ha diyeceksiniz biz o tarzı dinlemiyoruz bilmek zorundamıyız…80ler de Türkiye’de yaşadıysanız Bergen’i illaki bir yerden duymuş olmanız gerekir….Saçının bir kısmıyla yüzünün yarısını kapatmasını şekil zannedenleriniz olabilir…Ama değil….Acıların Kadını dedim ya başta…Kocasının yüzüne attığı kezzap sonucu saçıyla kapatıyordu yüzünü…Sol gözü kör olmuştu…Belki çok şey yaşadı Bergen…Ama herzaman sesiyle öne çıktı…Bizim evde kasedi vardı hatırlıyorum…Annem dinlerdi temizlik yaparken…Bende kaset kapağına bakardım ilginç gelirdi….Bergen daha sonra Mersin’de gene kocası tarafından gazino çıkışı kurşun yağmuruna tutuldu ve orada hayatını kaybetti…Bugün Ferdi Baba,Müslüm Baba,Orhan Baba diyen arkadaşlar Bergen Abla’mızı da unutmasın….

Şimdi Dimitri sen ne biçim rockçısın ,ne Bergen’i ne Zülfü’sü demeyin..Ben müzik dinlerim sadece, kendimi tarzla kısıtlamam…Müziğimi dinlerim yorumumu yaparım…..Bergen ismini benden öğrenin, ilgilenirseniz netten araştırmasını yapın….

Bunlarla büyüdük biz…5 yaşında iken kim İron Maiden dinliyordu?

Filed under:Müzik — posted by admin on @ 6:20 pm

Bazı şarkılar vardır ki adını bilmesek bile bir kere duyduk mu bütün sözleri aklımıza gelir…Ya bir filmde dinlemişizdir ya da babalarımız dinliyordu vakti zamanında, bizde duyuyorduk….Ama o şarkıların yeri her zaman bambaşkadır…Rockçı olsun metalci olsun rapçi olsun insan…O şarkıların tadı başkadır….Zülfü Livaneli dinliyorum son 3 gündür…Adlarını hatırlamadığım bir çok şarkının tüm sözlerini ezbere biliyormuşum….Karaşimşek görünümlü Doğan’ımızla babamın Suavi dinleyişi geldi aklıma…Hemen Suavi şarkıları buldum biryerden…”Yalıçapkını”nın sözlerini ilk kız arkadaşıma yazmıştım mektup içinde..Aklıma o geldi…Hemen ardından aklıma Cüneyt Arkın,Hülya Koçyiğit ve Erol Taş’ın bir filmi geldi…Leylim Ley çalıyordu..Aşık oluyorlardı birbirine…Kalkıp oynuyorlardı..Belki yeni izleyeceklere komik gelir,hatta Youtube’a koyup geyik konusu yaparlar ama bana çok duygusal gelmişti…Ki ben ve romantizm..Pehhh….Sonra dilime ‘’sevda değil” şarkısı dolandı…Hemen onu dinlemeye başladım…Aşık değilim şu anda…Hoşlandığım insanlar var tabii…Ama o şarkılar nedense bana X kişisine dair büyük bir aşka itti…Sanki çok seviyorum deli gibi aşığım gibi dinlemeye başladım….Bu şarkılar bir anda o moda soktu..Bilmediğim birine aşık etti beni :)

Sözü uzatmadan…Arada dinlemek gerekiyo özümüze ait eserleri…Tarzın kaydı ,yok metalciydin türkücü oldun gibisinden laf eden dingil arkadaşlarınıza kulak asmayın…Müziği yaşayarak dinleyin….

Bir mektup Üç satır yazı Gönlünün Karası, Tırmalamış Ak Kağıdı
Üç Satır Kara Tırmık Gönlünün Karası……

Ruhu dinlendirmek lazım arada….

Filed under:Müzik — posted by admin on May 26, 2007 @ 7:22 pm

Çok hafif bir mum ışığında, yerde yastıklar üzerinde oturmak..Bir elinde şarap tutmak…diğer elinle ise duvarda gölgeler yapmak…Tütsü kokusu gelmeli bir yerden…Kaliteli ,güzel aromalı bir puro…ağır olmayan cinsten….Birşey eksik ama gene….Uygun müzik lazım ortama…Sert olmayacak,sözlü olmayacak..sözlü olsa bile o sözler anlaşılmayacak…Tanıdık enstrümanlar olmayacak içinde…Depresyona da sokmayacak…Huzur vericek….Evet evet buldum…Yann Tiersen dinlenecek o ortamda…Le Phare albümü baştan sona çalacak…ardından Les Retrouvailles dinlenecek…Günlük sorunlar gidecek kafadan..Yarın ne yapıcam,acaba şu ne olacak acaba bu ne olacak…He bu ortamda yalnız olunacak…Geyik olmayacak…Telefonlar kapanacak…Sadece müzik,az alkol,az ışık,az duman….Uyandığınızda müzik hala devam ediyor olacak…Uyuduğunuzun farkında olmayacaksınız çünkü….Yenilenmiş başlayacaksınız o güne…Çok iyi gelecek…hep yapmak isteyeceksiniz ama tadında kalsın diye yapmayacaksınız…Ruhunuzun hafiflediğini göreceksiniz…

Dream Theater-Systematic Chaos albüm eleştirisi

Filed under:Müzik — posted by admin on May 18, 2007 @ 10:20 pm

Progressive rock/metal sevdiğimi beni tanıyanlar bilir….Dream Theater da bu tarzda en sevdiğim gruplardandır..Benim için yeri ayrıdır…Son albümünün de çıkmasını merakla bekliyordum ve nihayet dinledim…

İşte herşey albümü dinlememle başladı…Dream Theater’ı ilk defa dinleyecek biri için mükemmel bir albüm…Yani ilk dinleyen bir adam bütün grup elemanlarına hayran kalır…Ama biz bunu Dream Theater’ın 10 sene evvel ki albümlerinde zaten yaşamıştık…:)

Niye böyle diyorum? Çünkü Dream Theater’ın son albümünde hiç bir yenilik yok…Tamamen kendilerini tekrarlamışlar…Dinlediğiniz her şarkıyı daha evvelden biliyormuşsunuz gibi geliyor…Sanki bir ”best of” albümmüş gibi ama tek farkı yeni şarkılardan oluşması…

Progressive gruplarına baktığımız da kendilerini yenilediklerini görüyoruz…Diyeceksiniz ”Sen Rush’a hayransın,ondan böyle diyorsun” …Ama gene söylüyorum Rush her dönemde müziğini Progressive çerçevesi içerisinde yenilemiştir…Dream Theater’da bu durum söz konusu değil….Train of Thought sert bir albümdü…Grup elemanlarının kendilerini tatmin etmek için yaptığı bir albüm gibi geldi bana….Octavarium ise pek ilgi çekici değildi…Nerede o İmages and Words’ler …Falling into İnfinity’ler ya da Awake’ler…..Bu son albümü dinleyince insanın aklına iki şey geliyor…Ya bu adamlar uç noktada ve daha ilerisi yok…Ya da yeni birşeyler üretemiyorlar….10 üzerinden 6 vereceğim bu albüme…O da Dream Theater diye…İlk defa dinleyecekler hiç düşünmeden alsınlar ama Dream Theater’ı yakından takip edenler eski albümleri dinlemeye devam etsinler….

He albümde güzel şarkı yok mu? Var….Forsaken çok güzel bir parça…Ama farksız…..

Son Zamanlarda Dinlediğim En İyi Albüm : Christina Aguilera-Back To Basics

Filed under:Müzik — posted by admin on May 12, 2007 @ 10:23 pm

Rock müzik dinlememe rağmen son zamanlarda bu tarz adına ilgi çekici birşeyler üretilmediği kanısındayım…İlgimi çektiğini zannettiğim bir şarkıyı 3 gün dinledikten sonra bıkıyorum….

Çok ilginçki Christina Aguilera’nın ”CandyMan” i izledim Mtv’de ve çok farklı hissettim….Klibini izleyince şarkının verdiği etkiyi daha iyi anlıyoruz…Gerçekten de insanı 60′ların 70′lerin Amerikan Deniz Piyadesi Barlarına götürüyor……

Tarz olarak daha çok R&B yapan Christina bu albümünde Soul,Blues,R&B tarzlarını çok iyi harmanlamış…Son dönem içinde çıkan en iyi pop albümü olarak görüyorum..Orjinalini almaya değer….Şarkılardaki piyano soloları..davul geçişleri..üflemeliler çok etkin…..Christina’nın vokaline diyecek hiçbirşey yok..Mükemmel bir ses….Herkese tavsiye ediyorum..Mutlaka dinlesinler….

Özellikle tavsiye ettiğim şarkılar:

***Makes Me Wanna Pray
***Aint No Other Man
*** İ Got Trouble
*** Save Me From Myself
***Nasty Naughty Boy
***Hurt

Diğer şarkılarda gayet dinlenesi….

Türkiye’de Amatör Müzik piyasası ve tavsiyeler..

Filed under:Müzik — posted by admin on April 30, 2007 @ 5:54 pm

Son 10 yıl içerisinde amatör müzisyenler bayaa bir çoğaldı.Gençlerin,özellikle büyük kentlerde %30-40 arası bir çoğunluğu müzik ile uğraşıyor.İstanbul’da Taksim,Bakırköy,Kadıköy gibi büyük yerleşim birimlerinde dolaştığımızda,gitarlı,bagetli dolaşan gençlerden durumun ciddiyetini anlayabiliyoruz.Hele bir de sayısı artan stüdyolar bu durumu pekiştiriyor.
Amatör müzisyenler çoğaldı çoğalmasına ama verim yüzde kaç?Akşam herhangi bir bara gittiğimizde sahnede yeni 18′ine girmiş gençleri görmek büyük bir ihtimal.Fakat çalınan şarkılar? Genelde aynı.Zaten amatör müzisyenlerimizin -bana göre-en büyük hatalarından biri de bu.Çoğunluk alternative rock’ın en klişe olmuş şarkılarını çalıyor.Farklı şeyler yapanlarda yok değil,zaten onlar bir şekil de sıyrılıyorlar.
Bana göre amatör grupların bir bar programı için acele etmeleri bir hatadır.Öncelikle piyasa gözlemlenmeli.Kitle ne dinlemek istiyor?Ya da kitleye ne yenilik sunulabilir? Son 6 yılımın müzik piyasası içinde geçtiğini göz önünde bulundurursak ben de bu hataları yaptım.Bu yazıyı yazmamdaki amacımda gençlerin aynı duruma düşmemeleri.
Amatör grupların bar programına çıkması günümüzde gayet kolay.Çünkü bar işletmecileri hiçbir masrafta bulunmadan,gerekirse çok az miktarlarla hafta sonlarını canlı müzikle doldurmak istiyorlar.Amatör grupları ise ya birasına ya da ”Duman da Kurban da çok beleşe çıktı” gibi sözlerle sahneye çıkartıyorlar.
Peki bir gece dışarı çıktık,canlı müzik dinlemek istiyoruz diyelim.Gittiğimiz yerde çoğunlukla karşılaştığımız durumlar nelerdir?

*Uzun bir soundcheck aşaması
*Radyo ve tv’de sürekli dinlediğimiz şarkılar
*Sahnede kendi olmayan,başka rockstarların hareketlerini kopya eden müzisyenler
*Teknik hatalar

Bu tür hataların sebebi gözlem eksikliğinden kaynaklanıyor.Peki seyirciye soundcheck dinletmemek için ne yapılmalı? Cevabı gayet basit.Kullanılan kanal sayısına gçre ”treble,mid.bass” ayarları not edilirSeyirciler gelmeden ayarlanır ve herkesin etkin olduğu bir parça çalınır.Önceden hazırlanmış olması gereken bir playliste göre proccessore efektler dizilir.Böylece yukarıdaki 4 problemden ikisini halletmiş oluyorz.Ama geriye kalan 2 problem de çok önemli.
İşte bu problemleri grup ilk sahne deneyimini yaşamadan çözmelidir.Maalesef gruplarımızın çoğu bunu yapmıyor.Beste grupları ise aynı şeyleri tekrar ediyorlar.
Her grubun bir tarzı olmalı,bu apayrı bir konu.Ama yenilikleri bu tarzın içinde yapması gerektiğini düşünüyorum.Bunun en güzel örneği -bana göre- ”Duman” . Seattle havası ile Türkiye havasını çok güzel birleştirdiklerini düşünüyorum.Yabancılardan ‘Moonspell”.Adamlar birkaç albümünde elektronik müziğe yakın bir tarz sergilemelerine rağmen gotik havasını çok iyi korumuşlar. (bknz: Butterfly Effect albümü ) .Ama ülkemizde bir Çilekeş’i ve bir Manga’yı pek özgün bulduğumu söyleyemeyeceğim.İşte bu durumun önüne önüne geçilmesi için grupların devamlı toplanmaları ,stüdyo çalışmalarından ziyade ne yenilikler getirebileceklerini not etmeleri,farklı grupları ve müzik türlerini dinleyip kulaklarını alıştırmaları gerekmektedir.Proggressive rock alanında ilerlemek isteyen bir grubun sadece ”Queenscryche,Dream Theater,Pain of Salvation” gibi gruplara takılmamaları,onların ataları olan ”Camel,Yes,Rush…” gibi grupları da dinlemeleri gerekmektedir.Aynı şekilde grunge yapıyoruz diyenler içinde Nirvana ve Pearl Jam kıstas olmamalıdır.Mudhoney.Mother Love Bone,Alice in Chains,Soundgarden…gibi grupları da incelemeleri gerekir.Bunun gibi birçok tarza örnek verebiliriz.Ama şunu da unutmamak gerekir ki tek tarz üzerine yoğunlaşılacak diye sürekli tek tarz dinlenmemeli.
Bir grubun sahnede yaparsa etkili olacağını düşündüğüm bir durumda şu :Ünlü bir şarkının solosunu,çalacakları şarkının içine uygun bir şekilde yerleştirmek.Bunu yapan çok grup var illa ki ama gene de dinleyicinin ilgisini çeker,dikkatini müziğe vermesini sağlar.Aynı zamanda grubun durumu öne çıkar.
Konuyu bağlayacak olursak;amatör müzik piyasasında sıyrılmak için:
*İyi piyasa gözlemi
*Müzik kültürü
*Sentez
*Sabır
*Enstruman hakimiyeti
*Sorumluluk sahibi,kafadar müzisyenler
gerekmektedir.

33 YILDIR DEĞİŞMEYEN TARZ,GELİŞEN SOUND:RUSH

Filed under:Müzik — posted by admin on April 29, 2007 @ 8:26 pm

Progressive rock/metal dediğimizde çoğu dinleyicinin aklına Dream Theater gelir öncelikle….Fakat Dream Theater’ın müziğinin ilham kaynağı olan bir grup vardır ki işte Progressive rock’ın babalarındandır : Rush…

1974 yılında Kanada’dan ilk albümleri Rush ile çıkış yapmışlar ve günümüze kadar 28 adet albüm çıkarmışlardır….3 kişiden oluşan Rush her dönemin soundunu, kendi tarzları progressive rock ile sentezlemiş ve rock camiasına çok önemli isimler kazandırmıştır..Grubun beyni olan Neil Peart dünyanın en iyi davulcularından olup ,en iyi davul performanslarında çok fazla esere imza atmıştır..Günümüzde önemli birçok isme hocalık yapmıştır…Örnek verecek olursak :Mike Portnoy…..Dream Theater’ın büyük önem taşıyan davulcusu aslında bir Neil Peart öğrencisidir….Neil Peart’un halen eğitim videoları ve kitapları davulcular için büyük bir kaynaktır….

Grubun bir diğer önemli ismi Geddy Lee….Kendisi Rush için ‘’3 kişilik bir gruptan nasıl bu ses çıkar? ‘’ sorusunun cevabıdır…Çünkü hem grubun vokali hem bassisti ve klavyecisidir…Ve önemlisi bu üçünü aynı anda yapma kabiliyetine sahiptir ki bu durumda grubun önemi bir kademe daha artıyor…Ayrıca dünya çapındaki sayılı bass virtüözlerindendir….

Ve grubun gitaristi Alex Lifeson…33 yıldır Rush’ın bir başka virtüöz ismidir kendisi…Bugün Dream Theater gibi diğer progressive grupların rifflerine baktığımızda Alex Lifeson rifflerini hissetmemek mümkün değil…

Alex Lifeson demiş ki : La Villa Strangiato has two parts that were each recorded in one take.We felt it was a song that needed the feeling of spontaneity to make it work.So we spent over a week learning it before we recorded.After we were finished,none of us thought we’d ever be able to play it again.But now i can do it while watching tv.

Progressive rock ülkemizde çok dinlenilmemekle beraber,amatör ve profesyonel rock camiamızda pek üretilmeyen bir tarz…Tabii bunun altında büyük bir eğitim ve çok çalışma gerektirmesi olsa gerek…Müziğin çabuk tüketildiği toplumlarda ise bu müzisyenlerin pek işine gelmiyor.Bugün bir Rush 33 yıldır hiç dağılmadan ve tarzından ödün vermeden bugünlere geldiyse bunun altında ortak idealleri ve ileri düzey enstruman hakimiyetleri yatıyor demektir.

Müzik tarzının 10’ar yıllık periyodlara ayrılması,birçok grup kazandırmıştır rock camiasına…70ler,80ler,90lar….Rush’ın en büyük özelliklerinden biri de çıkarttığı albümlerin döneminin müziğini yansıtması…Mesela 80lerde çıkan Grace Under Pressure ve Moving Pictures albümlerinde o 80ler havasını veren klavyeleri hissetmek gayet mümkün…2002’de çıkan Vapor Trails albümünü dinlediğimizde ise karşımıza 50lik amcalar yerine 20lik ,heyecanlı ve kabiliyetli delikanlıların müziği çıkıyor…Bu da grubun ne denli yenilenebilir olduğunun kanıtı….

Günümüzde halen yapılmakta olan Rush tribute konserlerinde çıkan gruplar,’’Rush’’şarkılarını aynı ruhla çalamamaktadır..Hatta Neil Peart’un ‘’4 tane bar şarkıcısının yapacağı tribute konserden ne olur’’ demesi de apayrı bir olaydır…

Rush’ın ekipmanı:

Alex Lifeson:
1 Furman Power Conditioner PL-802 Behringer Splitter / Mixer Ultralink MX6624 Audio Technica UHF Receiver AEW52001 Audio Technica UHF Antenna Distro. AEWDA660D1 Behringer Multi-Effects Virtualizer Pro DSP2024P1 Custom Audio Japan System Power Supply AC09121 Furman Power Conditioner PL-Plus1 Dunlop Cry Baby DCR-1SR2 Custom Audio Japan Midi Vol. Controller GCVA-21 T.C. Chorus / Flanger 12101 Behringer Multigate Pro XR44002 Digital Music Corp. Looper/Switcher GCX3 Behringer Splitter / Mixer MX6024 T.C. Multi Effects Processor G-Force1 Excel Electronics 4 Way Guitar Splitter Custom Made3 Palmer Speaker Simulator PDI-032 Palmer Speaker Simulator PDI-052 Hughes & Kettner Rotosphere 2 Hughes & Kettner Amplifier Zentera2 Hughes & Kettner Amplifier Triamp1 Hughes & Kettner Amplifier Zenamp4 PRS Electric Guitars 3 Gibson Les Paul’s 1 Fender Telecaster 1 Gibson S.G. 1 Gibson 355 1 Gibson Double Neck 6/12 String 1 Gibson Acoustic J-1501 Taylor Acoustic CE-6121 Epiphone Masterbilt Acoustic1 Beat Up Tired Rody
Geddy Lee:
1 Fender Jazz Bass circa 19724 Fender Jazz Basses circa 1996 (Custom Shop)2 Avalon U5 Tube Direct Boxes2 SansAmp R.B.I. Bass preamps by Tech 212 Palmer PDI 05 Speaker SimulatorsTrace Elliot Quatra-VR power amps

Neil Peart:

Drums:DrumWorkshopKick: DW 22″ Toms: 8″,10″,12″,13″,15″,15″,16″,18″Snares: DW 13″ piccalo snare, 14″ edge, 14″ solid woodHardware: 24k gold plated DW hardware & pedals
Cymbals:Sabian “Paragon” cymbalsHi Hats 13″,14″ Splash 8″, 2×10″Crash 2×16″, 18″, 20″FX cymbals 19″, 20″ chineseRide 22″
Electronics: Roland V-Drums (DW shells)Roland V-CymbalsRoland TD-10 BrainsFat Kat trigger pedalsEmu 4000 SamplersDauz trigger padMallet KatRemo DrumheadsPro-Mark 747 drumsticks (Oak)

Rush Diskografi:
Rush (1974)
Fly By Night (1975)
Caress Of Steel (1975)
2112 (1976)
All The World’s a Stage (1976)
A Farewell To Kings (1977)
Archives (1978)
Hemispheres (1978)
Permanent Waves (1980)
Moving Pictures (1981)
Exit Stage Left (1981)
Signals (1982)
Grace Under Pressure (1984)
Power Windows (1985)
Hold Your Fire (1987)
A Show of Hands (1989)
Presto (1989)
Chronicles (1990)
Roll The Bones (1991)
Counterparts (1993)
Test For Echo (1996)
Retrospective I. (1997)
Retrospective II. (1997)
Different Stages (1998)
Vapor Trails (2002)
Feedback (2004)
R30: 30th Anniversary World Tour (2005)
Snakes & Arrows (2007

MÜZİK TARZIMIZ GERİDEN Mİ GELİYOR???

Filed under:Müzik — posted by admin on April 28, 2007 @ 12:40 am

Geçtiğimiz günlerde ,amatör müzisyenlerin buluştuğu internet sitelerinden birinde,sürekli grunge çalan eleman arandığını fark ettim…Vokal arayanlar,baterist arayanlar,hepsi de ‘’Grunge çalacak,söyleyecek eleman aranıyor’’ şeklinde ilanlar vermişler…Tabii çok dikkatimi çekti…Sonuçta Grunge 90’ların müziği ve bir yıl evveline kadar,gerek grup tecrübeme gerekse bar programıma dayanarak konuşuyorum,pek ilgi görmüyordu…Bu olayı takiben birgün Sabah Gazetesi’nde Mehmet Tez’in grungeın tekrar yükselmesine yönelik yazısı dikkatimi çekti..Kendisi yırtık hırkalarınızı ve sarı gözlükleriniz bavullardan çıkarma vaktinin geldiğini söylemiş ki bu da bir nostalji etkisi yarattı üzerimde…İşte her şey bu yaziyi okuduktan sonra basladi…Derin düsüncelere daldim..

90’larda ve 2000lerin başında ülkemizde 80’ler olarak bildiğimiz hair metal (glam rock da diyebiliriz) yükselişe geçmişti…Şu an 2007deyiz ve Grunge yükselişte…Peki 90’larda yaşarken neden 80ler ,2000lerdeyken neden 90lar….Dünya elektronik müzikle,trip-hopla,elektronik öğelerin serpiştirildiği rock müzikle uğraşırken biz neden geçmişi takip ediyoruz? ‘’Nostalji yapıyoruz belki de’’ diyeceğim ama 80lerin,90ların tozunu yutmamış gençler bu tarzları dinliyorlar ve kendi amatör gruplarıyla sahnelerde çalıyorlar…

Herkesin fark edebileceği gibi büyük yerleşim birimlerinde gençlerin büyük bir kısmı müzikle uğraşıyor.Sokakda yürürken,gitarla,bagetle yürüyenlerin sayısı bir hayli fazla.Hele açılan stüdyoların sayısı bu durumu daha da destekliyor.Fakat kurulan grupların geneli aynı,dünya ile paralel olarak müzik yapmıyor çoğu.En azından henüz karşılaşmadım.Sürekli geçmiş yılların tekrarı söz konusu..

Bu durumun sebebini,ülkemizin yurtdışı ile özellikle Amerikayla geç tanışmasına bağlıyorum.Çoğumuz bilirki Amerikan kültürü 80lerin ortasında yaşamımıza girdi..E glam olsun grunge olsun bunlar da Amerikan kültürünün bir parçası..Şu da bir gerçek ki kendi kültürümüzle amerikan kültürü arasında hiç benzerlik yok…Dolayısıyla 80lerin ve 90ların Amerikan tarzını tam anlamıyla hissederek yaşayabileceğimize inanmıyorum…Rock müzik seviyor olabiliriz,ama o dönemin tarzına bürünmemiz samimi gelmiyor hiç….Mötley Crue elemanları gibi makyaj yapmanın,ya da kot short üstüne oduncu gömlek giyip,altına botları giymenin çevrede nasıl bir bakış uyandıracağını tahmin etmek gayet kolay…Sonuçta Seattle şartları altında yaşamıyoruz,Detroit’de ise hiç değiliz…

Türkiye’de ki gençliğin büyük bir kısmının tarzının bu şekil geriden gelmesi,80li yılların artık pek etkin olmayan gruplarına güzel iş imkanı sağladı..Birçok kendi tarzından ödün vermeyen 80ler grubu 2000li yıllarda konserlere geldi…Ama tabii tarz 90lara geçtiyse şu anda,büyük bir konser sıkıntısıyla karşı karşıyayız demektir…Çünkü 90lardan pek grunge grubu kalmadı artık…Nirvana,Alice İn Chains,Soundgarden,Mother Love Bone….hangisi konsere gelebilir ki? Pearl Jam belki….Bu grunge severleri nasıl mutlu edeceğiz o zaman…?

Başka bir sorun ise 10ar yıldan oluşan müzik dönemlerine göre,türk dinleyenler 2010lu yıllarda ne dinleyecek? Ben tahminimi söyliym,elektronik müzik yayılacak..Amatör gruplar pek kalmayacak herkes bilgisayarında kendi müziğini yapacak…Bir 10 yıl içerisinde ise trip-hop akımı başlayacak…Tabii bu sırada dünya ne dinliyor olacak,10 yıl içerisinde tüketmek üzere hangi akımı çıkarıcak? Bu zor bir soru işte…



image: detail of installation by Bronwyn Lace