Gerçek bir olay üzerine…: Bir Bardak Su

Filed under:Anı — posted by admin on December 5, 2007 @ 12:13 pm

Odasına girdi ve bir anda gözleri doldu…Yatağında 10 sene evvel ölen dedesi yatıyordu…Dili tutulmuştu ama gene de konuşmaya cesaret etti…”Dede hoşgeldin,senin öldüğünü sanıyordum,yaşıyormuşsun ama…”…Dedesi gözlerinin içine baktı ve sadece bir bardak su içmek için geldiğini onu da torunundan istediğini söyledi…Çocuk gözyaşlarına hakim olamadı..Özür dilemeye başladı…Aklına 13 sene evvel dedesi Alzheimer hastası olduğunda kendisinden su istediğinde onu nasıl terslediği geldi..Çocuktu ama o zaman,dedesi de hasta…Herşeyi yüz kere istiyordu…Su içtiğini unutuyor,yemek yediğini unutuyor…Saati soruyor ve bir dakika sonra gene soruyordu..Bir dakika sonra gene ve bir dakika sonra gene…Ama yıllarca bunun acısını çekti yüreğinde…Ya dedesi gerçekten de susadıysa o sırada…Tamam belki daha 5 dakika önce içmişti ve içtiğini unutmuştu…Bu hastalığın kötü yanı buydu..Ne yapsa kısa süre sonra unutuyordu insan…Ama ya o sırada gerçekten de susadıysa…Ve çocuk bunu göze almadan O’nu terslediyse…

Bir anda dedesinin ellerine sarıldı..Avucunun içindeydi elleri ama sanki boşluğu kavrar gibiydi…Ondan özür diledi..yüzlerce kez…..Dedesi ‘Hadi suyumu getirmeyecek misin? ” diye sordu…Çocuk mutfaga koştu..Kocaman bir bardağın içine suyu doldurdu..Aynı hızla odasına geldiğinde dedesi gitmişti…Bardak elinden düştü…Yerler sırılsıklam…Acaba dedesi yıllarca bunun azabını çeken torununun vicdanını rahatlatmaya mı,yoksa bu olayın onda da bir yara olduğunu belirtmeye mi gelmişti…Çocuk bunu hiçbir zaman bilemedi…Dedesinin resmi önünde oturup ağladı ve tekrar tekrar özür diledi…Rüya değildi …gerçek de değildi yaşadığı…Sanki zaman durmuş ve çocuğa 13 sene geriyi tekrar yaşatmıştı…Özürün kabul edilip edilmediğini hiçbir zaman bilemedi,arada içini rahatlatıyor ‘Evet,beni affetti” diye…Ama sonra gene aklına geliyor…Ya affedilmediyse…..Bazen o zaman daha çocuk olduğunu ve bu davranışının çocukça olduğunu düşünerek içini rahatlatmaya çalışıyordu…Ama insanın çoğu pişmanlığı çocukken yaptığı hatalardan gelmiyor mu zaten?

(Gerçek bir olay üzerine….Umarım beni affetmişsindir…..)

Sizin de ananız toplar mıydı???

Filed under:Anı — posted by admin on November 30, 2007 @ 3:28 pm

Arcopal kırılmaz yemek takımı…Yok bilmem kaç kupona,yok gazetenizle hediye…Sizin de ananız toplarmıydı bilemiyorum ama türk milletinin tahminimce %70 i kullanıyo bu tabaklardan……Lan 15 yıl geçti hala aynı tabaklar evde…Hatta misafirlikte bile…Gerçekten kırılmıyor mu diye test etmeye kalkarsınız,ananız aman boşver ya kırılırsa diye engel olur…Hiçbir zaman bilinemez kırılıp kırılmadığı…Arcopal nefret ediyorum senden,her ekmekle tabağı sıyırdığımda senin pembe ve çiçekli desenini görmek zorunda mıyım? Birtek yemek yerken olsa iyi,tatlı tabağı,çorba tabağı…Yeteeeerr…Arcopal istemiyorum….

Kısa İntihar Kurguları—3.Hikaye

Filed under:Kısa Öykü, Kısa İntihar Kurguları — posted by admin on November 28, 2007 @ 12:48 pm

Manevi değerlere olan bağlılığının tek görsel kanıtı uzun saçlarıydı kendisine göre….

Sabah kalktığında herşey yolunda gibiydi…Kahve ve sigara tablasını hazırladı ve bilgisayar başına geçti…New Order-Blue Monday…Günün ilk şarkısı….Arkadaşlarıyla konuşmaya başladığında kendisini üzecek olan şeyden haberi yoktu….Oysa son noktayı getirecek olan şey O’nu o günde nasıl vuracağını çok iyi biliyordu….10 dakika kadar sonra o haber geldi…Beyni karıncalanmaya başladı…Böyle bir durumda gözlerinin kamaşacağını düşünmüştü hep….Ama olmadı…Sinirleri gerilmeye başladı..Nereye yumruk atarsa iyi gelebilirdi… Neye küfür edebilirdi?

Lavaboya gitti…Sıcak su..Evet bu kendisine iyi gelebilirdi..Elleri gevşiyordu yavaş yavaş…Banyoya girmeye karar verdi…20 dakika kadar sıcak suyun altında otururken kafasında kurmaya başladı…Neden değerlerim hep bana karşı…Neden hiçbir değerim benim onlara gösterdiğim saygıyı göstermiyor?Bu kadar kolay demek he?Unutmak,yaşanmış olanı unutmak…Hem de yalan olmadığını düşündüğün birşeyin unutulması…Gözüne duşun hortumu ilişti…Çelik ve sargılı….Uzun uzun baktı ona….Bir anda duşakabinin kapısını açtı ve buhar dolu banyodan makası buldu…Saçlarını kesecekti,manevi değerlere olan bağını,temizlemeden kesecekti…Niye temizlesin ki..Temiz olmayı hakkedecek ne sağladı o bağ ona? Saçlar yerlere saçıldı….Makası yere atıp,hortumu boynuna doladı..Ne kadar kısa olursa o kadar iyi olur…Musluğa bastı ve mesafeyi kısalttı…Ardından ayağını çekti…

Ailesi eve geldiğinde tuvaletinin kapısını kırdı ve duşakabinin içinde sallanmakta olan kısa saçlı vücuda şok içinde baktı..Bir anlam veremediler?Neden böyle birşey yaptı,neden saçlarını kesti?…

No love lost,no love lost……

Altın Eşek’den bir alıntı üzerine….

Filed under:kitap inceleme — posted by admin on November 23, 2007 @ 2:15 am

”Artık zevk eğlence kalmadı, oyun da yok,nereye gitsen bir tatsızlıkla karşılaşıyorsun,sevişip evlenenler olmuyor,sevgileriyle ailelerinin keyfini yerine getirecek çocuklar doğmuyor,her yerde saçma sapan işler var ,insanlar dostluk nedir,onu bile unuttu artık.”

Lucius Apuleius (Altın Eşek’ten alıntı)

Bu cümleyi okuduğumda bir anda kitabın hangi yıllardan bahsettiğine dair bir şüphe kapladı içimi…Kontrol ettim…M.S 150 yıllarına denk geliyor…Afrodit oğlu Eros için bu şekilde yakarıyor…Peki günümüzden farkı ne bunun?Hangi tarihde bunların hepsi en mükemmel şeklindeydi? Herşeyin mükemmel olduğu bir dönem var mı insanlık tarihinde? Varsa ne mutlu o dönemin insanlarına….

Ya geçmişin de geçmişi mükemmeldi,ya da yaşanılan herşey bir hoşnutsuzluk , bir tatminsizlik yaratıyor insanlarda….Annem de ,anneannem de,onun anneannesi de…vs. hep böyle yakarışlarda bulundular….Meğer 1900 yıl evvel de aynı yakarışlar varmış….

Acaba mükemmel dönem var mıydı? Yoksa hoşnutsuzluktan mı ibaret hayatlarımız….?

Kısa İntihar Kurguları—2.Hikaye

Filed under:Kısa Öykü, Kısa İntihar Kurguları — posted by admin on November 15, 2007 @ 1:07 pm

Sabah uyandığında herşey iyi başlamıştı…Patsy Cline açtı,Crazy Dreams çalıyordu son ses…Sabah kahvesini içerken,bir yandan aromalı sigarasını çekiyordu…Aç karnına çok iyi geliyordu…Gazeteyi aldı eline…İlanlar,Emlak,Kiralık Ev….Moda’da 5. kat…Üç oda bir salon..Güzel olsa gerek diye düşündü…Deniz görüyordur büyük ihtimalle…Telefonu aldı eline,ama ev telefonunu borcundan dolayı kesmişlerdi…Cep telefonundan kalan son 10 kontoruyle emlakçıyı aradı…Saat 15:00′da görüşeceklerdi…

Vapurla Anadolu yakasına geçti…Kuşlar…Atılan simit parçalarına atlayan kuşlar…Beyaz ve özgür…Mp3 playerında ‘How Can I Face Tomorrow’ çalıyor….Patsy Cline günü ilan etmişti o günü…Kafasında soru işaretleri çakmaya başladı…Yarınla nasıl yüzleşecekdi (onu kaybederken)….Kuşlara özendi…Uçabilirse herşey yoluna girerdi…

Moda…Emlakçı ile bir süre konuştuktan sonra eve bakmaya gitti…Kapıyı açtılar..Ferah bir ev…Yaşlı sessiz komşular,gürültüsüz bir sokak….Camdan baktı…Deniz gözüküyordu…Emlakçı evde biraz vakit geçirebileceğini söyledi ve çıkarken kapıyı çekmesinin yeterli olduğunu söyledi….

2 saat sonra aynı binanın altında yüzü gülen bir beden buldular….Kulağında kulaklıklar…Polis şarkıyı dinledi..”I fall to Pieces”…tekrara alınmış ve nerdeyse 5 kere dinlenmiş….İntihar sebebini bulamadılar…Mutlu bitmiş bir hayat…Belki de beyaz kanatlı bir martıya dönüşmüştü ruhu..Bu gülen surattan bu anlaşılabilirdi….

Kısa intihar kurguları—1.Hikaye

Filed under:Kısa Öykü, Kısa İntihar Kurguları — posted by admin on November 9, 2007 @ 1:38 pm

Evden çıkarken suratının asık olmasını uykusuzluğuna bağladı ailesi….Akşam geldiğinde düzelir diye düşündüler….Sokakta yürüyordu genç…Beşiktaş’tan Karaköy’e doğru…Bir paket sigara aldı…Evdekiler bilmiyordu içtiğini,belki de biliyorlardı…Bilseler de bilmeseler de önemli değildi onun için….O dışarıda içmeyi daha çok seviyordu…Yaktı bir tane…Kulağında kulaklıklar,Joy Division çalıyor…Dance,dance,dance,dance to the radio…..Çok eğlenceli gelmişti,ruh haline uygun değildi…Dead Souls açmak iyi olabilirdi…Someone takes these dreams away…..Evet evet aradığını bulmuştu…Yol boyunca sürekli bunu dinleyecekti…Kabataşa gelene kadar 4 tane sigara içti…Ama toplasa bir dal Camel etmezdi..Hani var ya ‘57′ marka İran sigarası….Tutması,içine çekmesi zevkliydi onu da….Şarkıyı hiç değiştirmiyor,devamlı onu dinliyordu…İnsanlardan nefret ettiği geldi aklına birden bire…Zengininden,fakirinden,komünistinden,emperyalistinden…Hepsinden…Camii’den gelen ezan sesiyle,Tanrı’nın varolmadığına bir kez daha inandı…Tinerci geçti yanından,o bile durdurmadı genci..Ailesinin anlamadığı birşeyler mi anlamıştı acaba???

Tophane’ye vardığında silah dükkanı gözüne çarptı..Uzun uzun vitrine baktı…Dükkan sahibi kapıya çıkıp gencin hevesli olduğunu anladığını ve içeride bakabileceğini söyledi…38lik smith wesson çarptı gözüne…

—Şuna bakabilir miyim?
—Alıcı mısın?
—Kredi kartım var,peşin çekebilirsin.
—Bak o zaman.
—Deneyebilir miyim?Mini bir poligon vardır herhalde burda heheh?
—Aslında pek denettirmiyoruz ama sen anlıyorsun sanki silahlardan,gel bakalım.

İçeri geçtiler,üzerine bir dart tahtası olan siyah bir adam silueti.3 delik ya var ya yok üstünde…
Dükkan sahibinin telefonu çaldı,hemen geleceğini söyledi..İçeri gitti ve o esnada bir el silah sesi duyuldu….Hemen içeri koştu,silah denenmişti,sonuç başarılıydı.Yer de kafasından kanlar akan genç ve hemen yanında Smith Wesson…

Facebook’s Lost Control

Filed under:Sinirli Eleştiri — posted by admin on November 2, 2007 @ 4:55 pm

Her açık gördüğüm diz üstü bilgisayarda,hergün gazetenin bir köşesinde gördüğüm,sokakta insanların konuşmalarından duyduğum,yok ilkokul arkadaşımı buldum ,yok eski sevgilimi buldum,yok tek gecelik ilişkimi buldum, muhabbetlerinden iyice bunalıp neredeyse ilk açıldığı zamanlar kayıt olduğum ama sonra insanların hayatını kontrol etmeye başladığını düşündüğüm Facebook’dan bugün kurtuldum…Gittim ‘deactivate my account’ bölümüne tıkladım ve az ama öz çevreme geri döndüm…Lise merdiveninde görüp ekleyenlerin,arkadaşımın arkadaşısın diyip ekleyenlerin,aaa bunu bir yerden tanıyorum diyip ekleyenlerin hepsinin yüzüne kapadım Facebook’u….Görüşmek istediğim adamı zaten bir şekilde bulurum diye düşünüyorum…Tamam ben de bir hevesle arattım ilkokul arkadaşlarımı…Ama ne oldu…”Eeee abi ne var ne yok” sorusu cevapsız kaldı…Muhabbet daha ileri gitmedi…Facebook’umda varmış 80 arkadaş…Cep telefonumda yaptığım eleme sonucu ailemi saymazsam geriye kalıyo 10 arkadaş….Facebook’ta ki 7o kişi fazlalığı ne peki….Valla ”cybersocial” olmak bana göre değilmiş bunu anladım….Arkadaşlarıma resimleri e-mail atarım…Rakı sofrasını nevizadede,dansa kaldırmayı,güldürmeyi,gıdıklamayı da gerçek hayatta yaparım…

Facebook illetinden kurtuldum,kendimi şanslı hissediyorum…Çünkü ”Facebook is Lost Control”…

Silinmek gibi….

Filed under:Beste Şiir — posted by admin on October 29, 2007 @ 7:10 pm

Gün gelsin,
Ortadan öyle bir şekilde kaybolayım ki,
Ne arkamdan beni arayan olsun ne de soran…
Hatırlamasınlar bile beni…
Kayıdım olmasın hiçbir yerde…
Ne doğum belgesi,ne nüfus sureti…
Ailem bile bilmesin beni…
”Bizim hiç çocuğumuz olmadı ki” desinler…
Eski sevgililerim yeni sevgililerine bir eksik söylesinler
Daha evvel kaç kişiyle birlikte olduklarını
Bir tane resmim bile kalmasın,
Kendi kendilerine yok olsunlar.
Üzerine bastığım canlılar bile tekrar dirilsin,
Sanki hiç üstlerine basmamışım gibi…
Buraya hiç gelmemişim gibi,
Herşeyden silinmek gibi…

Dimitri Daravanoglu
(29.10.2007)

Karanlıktan Sonsuzluğa……

Filed under:Kısa Öykü — posted by admin on October 24, 2007 @ 12:33 am

Karanlık bir denizden çıkıp,sonsuz bir boşluğa doğru uçmaya başladı…Gözleri görmüyor,kulakları duymuyor…Sadece içindeki sıkıntısı terk etmedi onu…Görmesi ve duyması gereken birşey de yoktu zaten…Gittikçe ilerledi..Nereye gittiğini bilmiyordu,ama tahmin edebiliyordu…Sonsuzluğun bir sonu olmalıydı…Ya gene karanlık bir denize dönüşmesi gerekiyordu,ya da rengini bilemeyeceği bir duvarla sonlanacaktı…Çevresinde kimse yoktu…Belki de vardı ama o hissetmiyordu…Karanlık denizlerdeyken çevresi kimselerle doluydu,hiç kimselerle….Ne işe yarıyorlardı ki…Şu an yanında götürdüğü tek sıkıntısını bile o hiçkimseler sokmamış mıydı içine?…Gitti,gidebildiği kadar gitti sonsuzlukta…Geri dönüp bedenine haber edecekti,sonsuzluğun sonunu…Böylece gözlerine ve kulaklarına tekrar kavuşacaktı..Onlarla rengini,biçimini görecekti sonun…Yükseldi,yükseldi ve yükseldi…Bir daha geri dönmedi…Bedeni çürüdü,gözler ve kulaklar bir daha kullanılamayacak hale geldi…Belki de dönmüştü de onları öyle görünce geri gitti…İçindeki sıkıntıya ,sonun ne olduğunu görememesi de eklendi belki de ….Belki de hala gidiyor…

(24 Ekim Çarşamba 02:22′de yazdım…)

Maaadeee in Cıııhınaaa

Filed under:Anı — posted by admin on October 20, 2007 @ 12:47 am

—-Çocukluğunuza inelim Dimitri Bey,5,5-6 yaşlarınıza…ne görüyorsunuz anlatın?

— Küçüğüm; 5.5 yaşında….Tuvaletin kapısını kapatıp kakamı yapıyorum ,korkuyorum..Dolayısıyla tuvalet kapısı açık…..Annemin bi şarkıyı ağırçekime alıp,”Bunlar apartman boşluğundaki cinlerin sesleri baaak” demesinden sonra,uzun süre tırstım o evde…Taaa ki ses kayıt cihazını keşfedip,ağır çekim butonunu öğrenene kadar……Tuvaletteyim…Ikınıyorum…Iıııhhhh..ıııhh…Okuyabiliyorum…Evet tam karşımda,holde duruyor…Zibro Kamin….Zibro Kamin….Maadee in Cııhıınaaa….Emektar gazlı sobamız…Kışları salonda,sıcak havalarda holde dururdu….Zibro Kamin..Üstünde çorba,kestane,çay herşey ısıtılır…Arada mandalina kabuğu konulur,yandıkça güzel kokar…Zibro Kamin…Maaaade in Cııhııınaaa…Böyle yazardı sol alt köşesinde….Okumayı biliyordum..Ama İngilizce bilmiyordum…Ama maaade in Cıııhınaa’nın ”Çİn’de yapılmış” anlamında olduğunu gene bir ıkınırken okuma anında anlamıştım….O sırada babam geçiyor önümden….Benim ayaklar yere değmiyor…Bi yandan onları sallıyorum…İşim bitiyor…Hemen temizlenip,koşarak salona geliyorum…Kulağımda şu şarkı..”Bir zamanlar bir köyde,yaşarmış bir DUNGANGA,alırmış çocukları atarmış sepetine…yaparmış hep DUNGANGAAA DUNGANGAAAA…..”

(Gerçekten yaşanmış bir olaydır bu,5-7 yaş aralığım bu korkuyla geçti) …..

previous page · next page


image: detail of installation by Bronwyn Lace