Natura Dergisi’nde Yayınlanan Aydınlatma Tasarımı Üzerine Yazımız….

Filed under:Aydınlatma Tasarımı — posted by admin on May 29, 2009 @ 11:22 am

Mimarlık ve İç Mekan Dergisi Natura Mayıs-Haziran 2009 sayısında,’Aydınlatma Tasarımına Genel Bir Bakış’ başlıklı yazımız yayınlamıştır.Ben Dimitri Daravanoglu ve Serhat Öztürk ile birlikte yazdığımız yazıyı Natura Dergisi’nin bu sayısında sayfa 59′da bulabilirsiniz.

Natura-Aydınlatma Tasarımına Genel Bir Bakış

http://naturadergi.com/mayis_haziran_2009_natura/natura.html

Yukarıdaki linkten sayfa 59′a giderek yazımızı okuyabilirsiniz.

Natura

*Dergi’de soyadım Davranoğlu diye yazılmıştır.Bu hata daha sonraki yazılarımızda düzeltilecektir.

İlyada’nın Likyalı Prensi:Sarpedon (Σαρπηδών)

Filed under:Antik Yunan ve Roma: Mitoloji&Tarih&Edebiyat, Kişisel — posted by admin on May 11, 2009 @ 10:05 pm

Yunan Mitolojisi’nde bazı kahramanlar vardır ki neredeyse adlarını duymayan kalmamıştır.Bunlar haricinde de öyle kahramanlar vardır ki adları hiç duyulmamış olmasına rağmen Mitoloji’ye yön vermişlerdir.Homeros’un İlyada’sında sürekli karşımıza çıkan Sarpedon ( Σαρπηδών) da bu kahramanlardan bir tanesidir.Belki Troya tarafında Akhalara karşı savaşmış olması ,bugün adının az biliniyor olmasına neden olmuş olabilir.Oysa bu kahraman Rodos kralı Tlepolemos’u öldürmüş ve Patroklos tarafından öldürülmüştür.İlyada’yı okurken Sarpedon gibi bir kahramanın Patroklos tarafından öldürülmüş olması bence birçok okuyucunun gücüne gitmiş olabilir.Şahsen kendisine daha iyi bir son düşünüyordum.

Sarpedon

Peki kimdir bu Sarpedon?

Sarpedon,Troya Savaşı’nda Troyalılar’a yardıma gelmiş Likyalı bir prenstir.Sarpedon Zeus’un Dünya üzerindeki oğullarından birtanesidir.Sarpedon’un Troya yanlısı olarak savaşa girmesinin sebeplerinden birtanesi bana göre Likya’nın Anadolu’da bir yerleşke olması ve Troya’nın da Anadolu’nun en önemli kapılarından birisi olmasıdır.Nitekim antik çağlarda Troya günümüzde Çanakkale olarak bilinen yer her dönem en kritik savaşların yapıldığı bir bölge olmuştur.Birinci Dünya Savaşı’nda bile düşman kilit nokta olarak burayı görmüştür.Her daim söylediğim gibi Mitoloji masal değil,tarihe yön veren önemli bir kriterdir.Bana kalırsa Çanakkale’nin coğrafi ve siyasi açıdan önemi dillere destan Troya Savaşı sayesinde yayılmış ve milletlerin aklında yer etmiştir.

Konuyu dağıtmadan Sarpedon’a geri dönelim.Likyalı Prensin Troya Savaşı sırasında Hector’a cesaret vermek için söylediği şu sözler kendisinin ne denli büyük bir kahraman olduğunu göstermektedir.

‘Ben ta uzaktan geldim,Anaforlu Xanthos’tan,uzak Lykia’dan,Karımı Çocuğumu koydum orada,Yoksulların göz dikeceği bir sürü mal mülk koydum.Savaşa sürüyorum Lykialılar’ı yine de,kendim de en öndeyim;işte bak!

Gerçekten de Sarpedon cesareti ve adilliği ile gerek kitapta geçen dönem halkının sevgisini gerekse okuyucuların sevgisini kazanmaktadır.

Sarpedon

Sarpedon’un ölümü İlyada’nın sonuna doğru gerçekleşmektedir.Akhaların siper olarak ördüğü duvar üstünde büyük bir delik açan Sarpedon,Achilles yerine savaşa katılan Patroklos tarafından öldürülmüştür.Daha sonra Patroklos Hector tarafından öldürülecek ve Achilles arkadaşının intikamını alacaktır.Oğlunun ölümü üzerine Zeus,cesedin parçalanmaması ve Sarpedon’un onurunun zedelenmemesi için Apollon’u çağırarak O’nu oradan kaçırmasını ister.Ve böylece Sarpedon’un cesedi mistik bir şekilde Likya’ya getirilir.Geleneklere göre baba toprağında gömülen Sarpedon adına ‘Sarpedoneion’  isminde bir tapınak yapılır.

Bundan binlerce yıl evvel ,ama hayal ürünü ama gerçek bilemiyoruz,böyle bir kahramanın var olması belki de kendisinden sonra gelen birçok kişiye ilham vermiştir.Belki birçok kahramanı etkilemiştir Sarpedon,birçoğu onun gibi olmak istemişlerdir belki.

Ama hayal ürünü ama gerçek,bundan binlerce yıl evvel günümüzde bile hala geçerli olan kahramanlık kavramının özünü verebiliyorsa bize Sarpedon, kendisi çoktan ölümsüzlüğe ulaşmıştır bile…

Yunan Mitolojisinin Roma Tarihine Kazandırdığı Kahraman,Aeneas (Αἰνείας)

Filed under:Antik Yunan ve Roma: Mitoloji&Tarih&Edebiyat, Kişisel — posted by admin on April 1, 2009 @ 9:40 pm

 Aeneas Flight from TROY

Yunan mitolojisinde öyle bir kahraman vardır ki ,Roma Dünyasının O’na verdiği önem Yunan Dünyasından fazladır.Bu kahramanın adı Aeneas (Αἰνείας) .Kendisine ilk önce Homeros’un İlyada’sında rastlamaktayız.Akhaların en önemli savaşçılarının elinden her seferinde kurtulan adeta Tanrılar’ın kayırdığı bir adam Aeneas.Tabii böyle olması biryerde doğal karşılanabilir,çünkü kendisi Aşk ve Güzellik Tanrıçası Aphrodite’in çok sevdiği oğlu.Hatta o kadar çok sevdiği oğlu ki,ünlü Akhalı savaşçı Diomedes’ten korumak isterken oğlunu bileğinden yaralanmıştır.

 Aeneas 5

Kehanete göre Aphrodite ,Anchises ile birlikte olmadan önce ona kendini açıklamış ve Troyalılar’a hükmedecek bir oğlunun olacağını ve bu oğlunun da oğullarının olacağını ve bunun böyle devam edip soyunun sonsuza dek gideceğini söylemiştir.Hatta bazı rivayetlere göre Troya Savaşı’nı sırf Aeneas Troyalılar’a hükmetmeye başlasın diye Aphrodite çıkartmıştır.

Aeneas

Mitolojiyle ilgilenenleri geçtim,sinemayı takip eden bir insan Troya kentinin başına ne geldiğini bilir.İşte bu yıkımdan Aeneas sağ kurtulmuş ve babasını (sırtında taşıyarak), çocuklarını,karısını ve sağ kalan Troyalılar’ı toparladıktan sonra İda’ya çekilir ve burada yeni bir şehir kurar.Bundan sonrasını ise Romalı şair Vergilius’tan öğrenmeye devam ediyoruz.Aeneas’ın hikayesi bana göre burada ilginçleşmeye başlamaktadır.Çünkü İlyada’ya göre daha kahraman daha güçlü anlatılır.İda’da kısa süre kalan Aeneas bir yolculuğa başlar ve en sonunda İtalya’ya ulaşır.Efsane yıllar sonra burada devam eder ve Aienieasoğulları’nın 16.kralı olan Numitor’un tahttan indirilişi,oğlunun öldürülmesi kızının ise çocuk sahibi olmaması için büyük yükümlülükler altına sokulması derken Romus ve Romulus ikiz kardeşler dünyaya gelir ve Romulus Roma’yı kurar.

Map of AeneasAeneas’ın Troya Sonrası Yolculuğu

Duruma bakılacak olursa kehanet gerçekleşmiştir,Aphrodite’in oğlunun soyu kuşaklar boyu devam etmiştir.Ama olayların gerçek yüzüne bakacak olursak şunu farkedebiliriz.Öncelikle basite indirgeyecek olursak Aeneas,Yunan Dünyası için ne bir Achilles ne bir Perseus ne de bir Theseus’tur.Aeneas  sadece İlyada’da geçen Tanrılar’ın sevdiği,neden ölmemesi gerektiği her adı geçtiğinde vurgulanan ve bir kehanet üzerinden ömrünü geçiren  Troyalı’dır.

 Aeneas ve Turnus

Peki Roma Dünyası neden bu kadar sahiplenmiştir Aeneas’ı?

Roma kurucuları soylarını ,tarihi  çağların başlangıcına dayandırmak,Zeus ve Aphrodite gibi ilahi atalara sahip olduğunu göstermek için bu yola başvurmuşlardır.Üstelik Pierre Grimal’ın ‘Mitoloji Sözlüğü’ isimli eserinde belirtildiği gibi böylece, Roma’nın büyüklüğü ve önemi Homeros tarafından yıllar önce İlyada’da belirtilmiş olacaktır.Ve gene Pierre Grimal’in değindiği bir başka önemli nokta,Aeneas’ın soyundan gelmiş olmakla Roma,iki düşman ırk olan Troyalılar ile Grekler’in uzlaşmasını kendi imparatorluğunun içerisinde gerçekleştirecekti.

Yunan Mitolojisi ile ilgilenen,okumayı seven insanlara biraz masal okuyor gözüyle bakarlar.Oysa Aeneas örneğinden görmekteyiz ki Mitoloji ,Tarih’e detay katar ,önemini arttırır. 

*Aeneas’ın Troya sonrası yolculuğu detaylı bir şekilde Vergilius’un ‘Aeneas’ isimli eserinde işlenmiştir.

Bir Zamanlar ‘FUJİ’ Diye Bir Grubumuz Vardı…

Filed under:Anı, Kişisel, Müzik — posted by admin on March 18, 2009 @ 1:37 pm

Bundan 2-3 yıl evvel rockstar olma hayalleriyle yanıp tutuşurken,varımızı yoğumuzu adadığımız bir grup kurmuştuk.Grubun kurulmasından 20 gün sonra ilk konserimizi vermiştik ve birçok insanın akıllarında ‘bu çocuklar iyi birşeyler yapacak’ izlenimini yaratmıştık.Cebimizde adam gibi paramız yoktu,öğlen ve akşam yemeklerinde ucuz martı döner yer,susadıkça beleş içki karşılığı çaldığımız barlardan birşeyler içerdik.Sabah stüdyo,öğlen-akşam-gece bar….sabaha karşı 4′te eve gelmek ve sabah 11 de gene buluşmak…Kimine göre berduş ve sefildik ama biz mutluyduk…Aileler halimize acıyor,çocuğumuz elden gidiyor diye kara kara düşünürlerken oğullarının en mutlu dönemlerinden birini yaşadığını es geçiyorlardı.Devamlı çalgıcı mı olacan,mühendis ol adam ol gibi tepkiler yağardı üstümüze…Grup ilerlemeye başladıkça çevredekilerin de sesi yavaş yavaş çıkmamaya başladı.Haftada 3 farklı yerde konser veren,festivallere katılan bir grup olmak kısa sürede, herkesin harcı değildi.Gün geldi gruptan kopmalar başladı…Ama gene de hevesimiz kırılmadı,hatta daha güzel bir kadroyla Eskişehir Grunge Party’ye İstanbul’dan çağırılan grup olarak gittik.Böyle mükemmel bir gecenin ardından nedense bir uğursuzluk dolanmaya başladı grup içerisinde..İsteksizlik ve bahaneler artmaya başladı.Önce bass gitarist koptu gruptan,yeni gelenle yürümedi…Bir gerileme sürecine girmişti grup.Ardından okul da okul diye baskılar artınca üzerimde ben çekilmek zorunda kaldım.Ama gene de kopamadım gruptan bir  türlü.İçimde hep o stüdyoya girme,cover yapma,beste yapma isteği devam etti…Okul bitsin öyle devam edersin diye avutmaya kalktılar..(Ki okul bitsin harbi devam edeceğim,bana en başından beri destek olan canım sevgilimin de istemesi ayrı bir gaz veriyor:) .) 4 kişi ayakta durmaya çalışan grup,birkaç ay sonra silindi gitti.

İşte o ilk konserlerden biri,Galatafest :

İlgili aramalar: amatör - fuji-hate to say i told you so -  fuji -  hives -  2mi3 -  galatafest

Doors (Eski Sarpanita) Bar’da verdiğimiz partilerden birinde:

İlgili aramalar: amatör - fuji-hey -  fuji -  hey -  2mi3 -  pixies

 Geçen gün eski cdlerim içerisinde birkaç tane konser görüntümüzü buldum.İzledikçe grup elemanlarının herbirinin çevresinde dolaşan enerjiyi hissettim.Parlıyorduk resmen yaa…Ya da bana öyle geldi…Dışardan videoları izleyenlerden ”aaa yanlış çalmışın,aaa ses çok kötü,aaa şarkıyı b.k etmişiniz.’ gibi tepkiler almadık değil,ama ben farketmiyordum  o yanlışları.Sahnede bir mutluluk vardı çünkü,bütün hataları kötülükleri kapatan cinsten.

Fuji

İnternette arattım Fuji diye,eski grup sayfamız çıktı karşıma ama görüntülenemiyordu.Bir iki forumda küçük yazılar buldum hakkımızda.Bu kadarla kalmamalı diye düşündüm,FUJİ’nin hatırasının….En azından o mutluluğu , o ruhu elimden geldiğince gösterebilmek için videoları yükledim…

Hiç unutmuyorum….Bir gün Rockstar Bar diye bir yerde konser vermiştik 5 kişi mi ne vardı içeride…O konserden 15 gün sonra yolda yürüyordum ailemle…Ben anlatıyordum grup öyle grup böyle diye,bizim ki cevap verdi ‘Sokaktan geçen biri seni tanımadıkça Fuji’nin gitaristi diye inanmam başarınıza’…Aradan 30 sn geçmedi,o konserde bulunan bir kız önümde durdu,’Aaa sen fujinin gitaristi değil misin? ‘ diye sordu..Bizimkiler kilit tabii…:) Gerçi hazırcevap anam gene dedi diyeceğini ‘Sütyenini çıkarıp sana atmadı ki, sayılmaz’ :)

Üzerinden bayaa zaman geçti FUJİ’nin…Okul aynen devam ediyor,ama bir işe girdim..Hani adam gibi çalışıyor dediklerinden…Cebim para gördü mü gördü,bu iş bana mutluluk getirdi mi,tabii ki hayır…Dertsiz başıma dert aldım :) Bizim zamanımızda barlarda çalanların çoğunu ufak tefek tv programlarında görüyorum,ya da daha gelişmiş bir şekilde iyi barlarda….Belki biz de öyle olacaktık bugün dağılmasaydık…Beleş içkiye çaldığımız şarkılar,yerini makul cep harçlıklarına bırakacaktı.Belki küçük bir stüdyo açacaktık,gelsin gençler çalsın biz de 3-5 yolumuzu bulalım..İş öğrenecektik yani bir yerde,hani şimdi yaptığımız gibi…Tabii o zaman adam oldu demeyeceklerdi…Tanıdıkları tatmin etmeyecekti Dimitri’nin yaptıkları,laf sokacaklardı Nebahat’in oğlu da Arçelik’te mühendis olmuş diye…Oysa o Çelik denen yavşak robottan farkı yoktu benim için Nebahat’in oğlunun…

Diplomalı Eşşek olma yolunda ilerlerken,zihnime kazınmış güzel yıllarımın birer görüntüsüdür aşağıdaki videolar.Bakıp bakıp insan olduğumu hissettiğim…..

Eskişehir Grunge Alive Party’den videolar :

İlgili aramalar: amatör - fuji-where is my mind -  fuji -  where is my mind -  2mi3 -  pixies

İlgili aramalar: amatör - fuji-alive -  fuji -  alive -  2mi3 -  pearl jam

Videoları yüklerken ve yazıyı yazarken grup elemanlarının hiçbirinden izin falan almadım.Eğer bu yazıyı görürlerse şikayetçi olacaklarını düşünmüyorum,Fuji’nin iyisiyle kötüsüyle  bütün grup elemanlarının kalbinde bir yeri olduğuna inanıyorum….

2mi3 The Great Mardin’deydi…

Filed under:Anı, Kişisel — posted by admin on February 27, 2009 @ 10:51 am

İlgili aramalar: amatör - 2mi3 mardin gezisi -  2mi3 -  mardin -  gezi

Bundan iki-üç hafta önce şirketten Mardin’e gideceğimi söylediklerinde inanasım gelmedi…Hatta o zaman küçük çaplı bir bunalımda olmam (manik depresifin depresif yönü) beni ‘Ne işim var lan benim Mardin’deeeeeee’ diye haykırışlara sürükledi…Derken gün geldi,bileti aldık çantayı toparladık…Bir baktım ki Mardin’e gelmişim…Uçaktan inerken solumda kalan ovanın Yukarı Mezopotamya Ovası olduğunu öğrendiğimde bir anda dünyam değişti…Gelmiş geçmiş bir sürü önemli uygarlığın ayak bastığı,savaştığı,yaşadığı topraklar….Resimlerde gördüğüm ve anlatanlardan dinlediklerimde hiç etkilenmiyordum..Ama gerçekten de zamanın durduğu yermiş Mardin…

UluCamii ve Mezopotamya

Recep Bey karşıladı beni Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden…Arabaya biner binmez,ağabey kardeş gibi olduk..Başladık muhabbete…Bana bir tepe gösterdi,’Bak asıl Mardin orası’ dedi bana…Yaklaştıkça heyecanlanmaya başladım..Efsanelerdeki bir şehir gibi gözüküyordu…Neyse nihayet geldik asıl Mardin’e….İlk durağımız Mardin Müzesi’ydi…Yapmayı düşündüğümüz Aydınlatma Tasarımı ile ilgili ölçümleri almadan önce müze müdürü ile tanıştım…Çayımı içerken içeri bir kız girdi…Tanıştık ve bana kalbimi durduracak bir soru sordu…’Siz arkeolog musunuz? ‘ …Kalbimi tuttum,bir ah çektim içten..Dedim ben 12 yaşımdan beri arkeoloji ile ilgilenmek istiyorum ama elektrik mühendisi oldum…Kendisi de tarihçi olmak istiyormuş ama haritacı olmuş..Ülkemizin mükemmel eğitim sistemi mağduru iki insan karşı karşıya…

Müzenin ölçümlerini aldıktan sonra,içerisini dolaşmak istedim…Gördüğüm küçük zeus heykeli ve pan heykeli beni benden aldı..Zaten Antik Yunan Çağı’na ilişkin tek eser bu heykellerdi…Geri kalanlar diğer uygarlıklara ait eserlerdi…Müzeden çıktıktan sonra Recep Bey Mardin’de yürüyerek gezmeyi önerdi,seve seve kabul ettim..Belki bir daha kolay kolay gidemeyeceğim bir şehirde,doya doya gezmek,yürümek beni çok mutlu edecekti…Ulu Camii,Şehitzade Camii,tarihi konaklar (hani şu ağaların yaşadıkları),eski kiliseler,çarşılar…Hepsini dolaştık..Şahmaran Ustası Hasan Özcan ile tanıştım…Bakır tepsilere şahmaran işliyor,cam üstüne şahmaran boyuyor…Dükkanı ise eskiden sultanların çarşıda gezerken dinlendikleri yer…

Sahmeran

Bütün ölçümler bittikten sonra,Recep Bey sağolsun,programda olmamasına rağmen beni 5.yüzyıldan kalma Süryani Manastırı DeyrulZafaran’a götürdü…Burası daha da eskiden güneşe tapanların tapınağıymış,sonradan süryani manastırı olmuş..Ama muazzam bir yer…Resimlerde gördüğüm de hiç etki yaratmamıştı üstümde,ama içinde olunca kendinizi kaptırmamanıza imkan yok..Zaman makinesine binmiş gibi,o çağlara dönüyorsunuz bir anda…

DeyrulZafaran

DeyrulZafaran’da çok farklı ikonalar gördüm..Süryaniler de Ortodoks oldukları için ikona tarzları aynıydı,ama detaysız ve sanat kaygısı içermeden,bez üstlerine çizilmiş olmaları çok farklı ve çok samimi geldi bana…

İkona

Yukarı Mezopotamya Ovası geceleri adeta bir deniz gibi gözüküyor…Demişlerdi de inanmamıştım…Otel odasının camından baktığımda kendimi sanki Bostancı’da yüksek bir yerde oturmuş,BüyükAda,HeybeliAda’yı izliyor,demir atmış gemilere bakıyormuş gibi hissettim…Ovanın ufuk çizgisiyle birleştiği yerde Suriye’nin ışıklarını görmek bana İstanbul’dan 1400küsür kilometre uzakta olduğumu bir kere daha hatırlattı..

Gunes Tapinagi 

DeyrulZafaran’daki Güneş Tapınağı:Doğuya bakan bu pencereden yeni doğan güneşin ilk ışınlarının içeri girmesiyle,güneşe tapan insanlar burada ibadet ederlermiş…

Kuyu

DeyrulZafaran’da bulunan iki kuyudan biri.Buz gibi suyu olurmuş..

Mardin’den dönesim pek gelmedi,en azından bir hafta orada yaşamak istedim..Pazardan alışveriş yapayım,küçük taş bir evde yaşayayım istedim…Ama ertesi gün saat 10:10 uçağıyla geri geldim İstanbul’a…Kısacası hayatımda en kısa ama en etkili turlarımdan birini yaptım,doya doya gezdim Mardin’i bir gün içerisinde…

Cesme

Şehitzade Camii Külliyesi içerisinde bulunan Çeşme.

Mardin’de sordum çocuklara Tayfun Talipoğlu havasıyla…’Yaşınız kaç? ‘ Hepbir ağızdan ‘Sekkkizzzz’ dediler :)

İlyada ve Odysseia’dan bir detay…

Filed under:Antik Yunan ve Roma: Mitoloji&Tarih&Edebiyat, Kişisel, kitap inceleme — posted by admin on February 16, 2009 @ 11:01 am

Homeros

Dünya Edebiyatı’nın en eski ve en önemli eserlerinden biri olan,Antik Yunan yaşam tarzını,inancını ve kültürünü bize aktaran Homeros’un İlyada ve Odysseia’sını ilk defa orjinal haliyle okuyorum.Daha evvel pek çok kez romanlaştırılmış,kısaltılmış olan bu iki önemli eserin orjinal haliyle okunduğunda çok daha farklı hisler yarattığını belirtmeden geçemeyeceğim.

 Mitoloji severlerin bildiği gibi,Odysseus ,İthaka Kralı olmakla beraber,Truva Savaşı’nda son derece önemli bir role sahip olup,savaş sonrasında yaptığı yolculuğu ayrı bir destan olmuş,önemli bir şahsiyettir.Yunan Mitolojisi’nde Odysseus’un ,Poseidon’un oğlu olan Kiklop Polyphemos’un elinden kaçışının farklı bir öyküsü vardır.Polyphemos kör edildikten sonra,Odysseus’un sağ kalan askerleri kendilerini ,orada bulunmakta olan koyunların karın kısmına bağlarlar.Odysseus ise bir koçun karın kısmına bağlar kendisini.Bunun sebebinden bahsetmezler mitoloji kitaplarında  pek.İnsanın okudukça mantık yürütmesi gerekir.Ben ilk okuduğum da ‘Odysseus kral olduğu için ve askerlerinin onu takip edebilmesi gerektiği için,o karambol esnasında farkedilsin diye kendini koça bağladı’ diye düşünmüştüm.Fakat Homeros’un bu destanı yazarken düşündüğü başka birşey olmuş olabilir.

 Can Yayınları’ndan çıkmış olan Azra Erhat’ın çevirdiği İlyada’nın 123 ve 124. sayfalarında 196-197-198. satırlara denk gelen bölümde Priamos şöyle demektedir,Odysseus hakkında bilgi alırken Helena’dan….

”Bırakmış silahlarını erleri besleyen toprağın üstüne,

erler arasında yürüyor bir koç gibi.

Sütbeyaz bir koyun sürüsü içinde gidip gelen

bol yünlü bir koça benzetiyorum ben onu.”

 

Priamos,Odysseus’u orduların karşılaşması sırasında gördüğünde bu şekilde benzetir.

Gelelim konumuza,İlyada destanı Odysseia’dan öncesini anlatır.İlyada Truva Savaşı’nın,Odysseia Odysseus’un eve dönüşünün öyküsüdür.Acaba Homeros İlyada’yı hazırladığı sırada Odysseus ile ilgili yaptığı bu benzetmeyi çok hoş bulup,Odysseia’da da işlemek mi istedi?Yoksa önce Odysseia’yı hazırladı ardından İlyada’yı yazarken  dinleyicilere bir sinyal mi vermek  istedi? Ya da Truva Savaşı sırasında Priamos gerçekten de böyle bir benzetmede bulundu,Homeros’ta hoşuna giden bu benzetmeyi Odysseia’nın bir bölümünde kurgulamak mı istedi?

14,02,09 tarihinde vapurda okurken farkettiğim bir anektod.

2mi3′nin Figür Koleksiyonu

Filed under:Anı, Figür Koleksiyonu, Kişisel — posted by admin on January 11, 2009 @ 2:52 pm

Uzun zamandır sayfama eklemeyi düşündüğüm fakat bir türlü fırsat bulamadığım figürlerimi nihayet bugün hazırladım.Hem de oturup iki sınava çalışmaya başlamam gerektiği halde.Elimde değil ama sabah uyandığımda gözümün içine çok kötü baktılar.Onlar canlı konuşuyorlar benle.Aslında daha evvel geocities üzerinden su an adini bile hatirlayamadigim bir sayfa hazirlamistim figürlerim için.İçine bir avuç Batman ve Star Wars figürlerimi koymuştum.Sevinmiştim o zaman burdan büyük koleksiyonerlere yayılacam diye :) Bugün o anılar gelince gözümün önüne hep,aldım elime fotoğraf makinesini ve her katını ayrı ayrı çektim figür camekanımın.Resimlere geçmeden önce nerden başladı bu figür toplama olayı ona değinmek istiyorum biraz.

Aslında herşey 4 yaşındayken hayranı olduğum He-man’in figürünü evimizin altındaki parfümerinin vitrininde görmemle başladı.Çok tutturmuştum onu o zaman,ne ağlamıştım ama.Nihayetinde benim oldu He-man.Az sonra resimlerde onu da göreceksiniz.Geçenlerde farkettim ki He-man figürü yapım yılı itibariyle benden 3 yaş büyük.Onun yeri değişmez asla.He-man’den uzun zaman sonra (4-5 yıl kadar) ikinci figürümü teyzem almıştı Çarşı mağazasından.Ninja Turtles’dan Michelangelo figürü.O günü babam bana bir soru sormuştu,hiç unutmam.’Ne anlıyorsun bunlarla oynamaktan’ demişti.Oysa ben elimdeki bütün figürlerle kafamda kendi çizgi filmlerimi yaratıp onları oynuyordum.Michelangelo’dan sonra ekibe Shredder katıldı ve ailem benim figür sevdamı farkettikten sonra bütün doğumgünü ve yılbaşı hediyelerim bu yönde olmaya başladı.Tabii çocukluk bitip şu ergenlik dönemi başlayınca bir kopukluk oldu.Fakat 7 yıl evvel birgün annemle Eminönü’nde gezerken gözüme Star Wars’dan Obi-Wan Kenobi ve Qui-Gon Jin figürü takılana kadar.İşte o günden sonra bu sevdamın hiç bitmediğini hatta daha da körüklendiğini anladım.O günden bugüne figür koleksiyonumu gezmeye başlayabiliriz artık.

heman2.jpg He-man 1981

sw11.jpg SW

sw33.jpgSW2

Yukaridakiler kimler teker teker saymak isterdim fakat starwars casti okumak gibi olur bu:)

Movie Maniacs

Movie Maniacs 2

Yukarıdakiler kimler:Sol ön Hannibal Lecter,Sol Arka Medieval Ash,Orta SinCity Marv,Sağ Arka Jigsaw Killer,Sağ Ön Leatherface

k11.jpg

Yukaridakiler kimler:Arka sırada Jack,Edward Scissorhands,Sally.Orta sırada V for Vendetaa,Altair (Assasins Creed),McFarlanes Dragon,Aang (The Last Airbender)

sk11.jpg

Yukarıda resimde görmüş olduğunuz Thor çizgi romanı,Türkiye’de çıkmış ilk Thor sayısıdır.Hediye ettiği için arkadaşım Serhat Öztürk’e teşekkürler.

k22.jpg

ninja-turtles2.jpg

hulk-hogan2.jpgHulk Hogan

Yukaridaki Hulk Hogan figürü bana hediye edildiği zaman,kutusunun arkasinda ünlü Nitro güreşçisi Sting’in de figürünün mevcut olduğu gözüküyordu.Daha sonra o figürü çok aradım ama bulamadım.Çocukluğumda biraz hırpaladım Hulk Hogan figürünü.Oyun hamurundan suratına sakal yapmışlığım bile vardır.

Bu figürlerin haricinde Transformers serisinin büyük bir kısmı tamamlanmıştı küçükken.Şanslıydım yurtdışında akrabalarım vardı.Çocuğum diye devamlı gönderirlerdi.Sonradan Türkiye’den de çok eklemiştik koleksiyona ( o zamanki adıyla oyuncaklara).Fakat Transformers’ların boyutları büyük olduğu için odamda sergileme imkanım yok,dolayısıyla yatağın altına kilitliler kendileri.

Mühendis Olmak Sağlığa Zararlıdır!!!

Filed under:Kişisel — posted by admin on November 19, 2008 @ 12:19 pm

1-)Mühendis olmak size ve çevrenizdekilere ciddi zararlar verir.

2-)Mühendis olmak ölümcül akciğer kanserine neden olur.

3-)Mühendis olmak spermlere zarar vererek doğurganlığı azaltır.

4-)Hamileyken mühendis olmak,bebeğinize ciddi zararlar verir.

5-)Mühendis olmak cinsel iktidarsızlığa neden olur.

6-)Mühendis ortamında benzen,nitrozamin,formaldehit ve hidrojensiyanit gibi kanser yapıcı maddeler bulunur.

Ve daha kötüsü..

7-)Mühendis olmak (Türkiye’de) orta halli ve acılı bir ölüme neden olur.

Mühendis olmadan önce ve çocuğunuzu bu mesleğe yönlendirmeden önce iki kere düşünün.Kimi zaman istediği bölümde okutup cebine ekstradan iki paket sigara parası koymanız,daha huzurlu ve daha keyifli bir hayat sürmesini sağlayabilir…

Tarihi Mimarilerin Aydınlatılması

Filed under:Aydınlatma Tasarımı — posted by admin on October 29, 2008 @ 5:16 pm

Günümüzde Aydınlatma Tasarımı bir lüks olmaktan çıkıp,ihtiyaç haline dönüşmüştür.Peki Aydınlatma Tasarımı’nın bir ihtiyaç olmasının nedenleri nelerdir?

Eskiden sadece karanlıkta görüş sağlamak amacı güden aydınlatma,artık yerini bir tasarıma ,bir konsepte bırakmaktadır.Çünkü günümüzde Aydınlatma bir ülkenin refah seviyesini gösteren önemli bir kritere dönüşmüştür.Yapılan araştırmalar göstermektedir ki,geceleri iyi aydınlatılmış bir şehirde yaşayan insanların psikolojileri daha düzgün olmakla birlikte bu şehirlerdeki turizm oranı daha yüksektir.Tabii turizm oranındaki artışta aydınlatmanın tasarım ve konsept yönü etkilidir.Çünkü bu tarz aydınlatmalarda,mekanın özellikleri ön plana çıkarılmış,estetik açıdan yepyeni bir boyut kazandırılmıştır.Bu da gelen ziyaretçilerin ilgisini ikiye katlamaktadır.

Bilindiği gibi ülkemizdeki tarihi yapıların sayısı ve önemi,dünyadaki bir çok ülkeden daha fazladır.Yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekecek birçok eser bulunmasına rağmen maalesef turizm oranımız diğer ülkelerden daha az.Fakat bunu arttırmak tamamen bizim elimizde olan birşey.

Aydınlatma Tasarımı’nın gerek turizm gerekse o bölgede yaşayan insanların huzuru için önemli olduğunu istatistiklerden öğrenmiş olduk.Fakat bunu bilinçsizce yapmak daha büyük sorunlara neden olacaktır.Bilindiği gibi tarihi mimariler daha hassas bir dokuya sahip olup,zarar görmemesi gereken yapılardır.Bugün birçok eser bilinçsiz yapılan aydınlatmadan dolayı soluklaşmakta ve zayıflamaktadır.

 Tarihi mimarilerin aydınlatılmasında dikkat edilecek hususlara değinelim.

Öncelikle bir tasarıma başlamadan önce,mimari en iyi şekilde incelenmeli ve nelerin kullanılıp nelerin kullanılamayacağı belirlenmelidir ve tasarım elimizdeki bilgilere göre yapılmalıdır.Günümüze kadar birçok yer,uzaktan ve direkler üzerinden aydınlatma aygıtlarıyla aydınlatılmıştır.Fakat bu durum daha fazla tasarım yapmamızı engellemekle beraber,yayılan zararlı ışınlardan mimariyi koruyamamaktadır.

Günümüzde haklı olarak gayet popüler olan Led teknolojisinin en mükemmel yönü,ekonomik olmasının yanısıra dokuya zarar veren UV ve IR ışınlarını yaymamasıdır.Ayrıca led aydınlatma aygıtlarının ,eski teknoloji aygıtlara nazaran daha hafif olması,aydınlatılacak mimarinin cephesi üzerinden çalışmamıza olanak sağlamaktadır.

Kısaca bir tarihi mimari aydınlatmasında dikkat edilecek hususları sıralayacak olursak:

  1. Mimarinin yapısına zarar verebilecek ışınlar yayan kaynaklardan uzak durmak                                                                                                                                                                       
  2. Mimari cephesine takılacak aydınlatma aygıtlarının ağırlığını göz önünde bulundurmak
  3. Mimarinin önemini ve konumunu insanlara anlatabilecek bir tasarım yapmak,bunu yapabilmek için mekanın tarihini çok iyi araştırmak.                                                           

şeklinde özetleyebiliriz.

Tarihi Mimari Aydınlatması’nın Önemi:

  1. İstatistiklere göre turizmde artış sağlar.(*)
  2. Bir ülkenin kendi kültürüne olan saygısının ve aynı zamanda estetiğe olan düşkünlüğünün büyük bir göstergesidir.
  3. Ülkenin refah seviyesinin yüksek olduğunu gösterir.
  4. İyi bir aydınlatma ile izleyicilerin sanat eserlerini ve tarihi yapıları daha iyi algılayabilmesini sağlar.
  5. O bölgede yaşayan insanların psikolojisine iyi yönde etki eder.

(*) Bu madde 2007 İzmir Aydınlatma Sempozyumu notlarındaki kriterlere göre eklenmiştir.

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir:www.2mi3.blogspot.com

Filed under:Kişisel — posted by admin on October 25, 2008 @ 11:53 am

Hep merak ederdim,nasıl bir duygu insanın sitesine mahkeme kararıyla engel gelmesi….Az önce ntvmsnbc.com’da gördüm ki blogger.com engellenmiş…Ve eski web sayfamı bir açtım….BU SİTEYE ERİŞİM MAHKEME KARARIYLA ENGELLENMİŞTİR…Ben bu sayfamı açmamış olsaydım ,hala blogspottan yazmaya devam ediyor olsaydım,allaaaaaahhh kim dinleyecekti beni o zaman…Ne küfürler edecektim,ne maillar atacaktım..Yardıracaktım da yardıracaktım…Öte yandan youtube ile aynı muameleyi görmek beni mutlu edecekti…Her ne kadar kapatılan benim sayfam değil,blogger.com olsa da (bunu fazla çaktırmayalım bence : )

Bir yerde artık çüş demenin zamanı geldi sanki bu mahkeme kararlarına,dur demek demiyorum çüş diyorum çünkü abarttılar artık iyice…İnternet sitelerine koydukları her erişim yasağı,halkımıza bir hakaret gibi geliyor….Hani ’Siz şimdi bu sayfada gördüklerinizi,kafanızda tartamazsınız,bunlara inanırsınız,sizin düşünme kabiliyetiniz yok,siz salaksınız ya,sizi korumak için erişimi engelledik’ dercesine çıkıyor o yazı karşımıza…

 Herhalde yakında girebildiğimiz tek sayfa,google.com olacak ama arama sonuçlarına erişemeyeceğiz.O zaman 18 mb kotalı bir internet çıkarsınlarda herkes ona geçsin…

 Neyse ki, vatandaşımız bu yasaklar sayesinde bilgisayar mühendisi olacak neredeyse.Eee bir kapı kapanır biri açılır misali….Kimle konuşsam ‘Abi dns ayarlarıyla oynadım,yok modemin bilmemneresine şey ettirttim’ …Bir sene evveline kadar kimseden duymazdım böyle şeyler…Belki de mahkeme kararının amacı budur..Bilinçli bilgisayar kullanıcısı yaratmak…

 Neyse,neyse…


next page


image: detail of installation by Bronwyn Lace