Malta Notları : Hagar Qim & Mnajdra

         ‘…Biraz geçmişe gidelim şimdi. Öyle M.Ö. 500’e ya da 1500’e değil, daha geçmişe. M.Ö. 3000 ? Biraz daha geriye, M.Ö.3600. Orada durun. ‘

         Konumuza girmeden önce bir bakalım, kimler varmış, ne olmuş bu yıllarda…? Mümkün oldukça tanıdık olaylardan bahsetmeye çalışacağım.

  1. M.Ö. 3200 : Sümerliler yazıyı ilk kez kullandı.

  2. M.Ö. 3200 : Yunanistan’da Kiklad Uygarlığı başladı. ( Henüz Aşil, Hektor ortada yok )

  3. M.Ö. 3200 : İlk Mısır Hanedanlığı kuruldu.

  4. M.Ö. 3100 : Stonehenge ( İngiltere )  inşaa edildi.

  5. M.Ö. 2700 : Girit’te Minos Uygarlığı başladı.

  6. M.Ö. 2600 : İlk Mısır piramidi inşaa edildi. ( Djoser )

  7. M.Ö. 2500 : Mamutların Soyu tükendi.

         Yukarıdaki haritada, M.Ö. 3500 yıllarında Dünya üzerindeki dağılımı görmektesiniz. Keşfedilmemiş birçok toprak, az insan, temiz hava… Neyse konuyu dağıtmadan, gene aynı dönemde Avrupa ve Anadolu ve Orta Doğu’daki  durumu da gösterelim.

         Avrupa’ya baktığımızda bu dönemde, Balkanlar’da ve Güney Avrupa’da tarım, Orta Avrupa’da tarım ve hayvancılık, Kuzey Avrupa’da tarım, balıkçılık, hayvancılık, avcılık ve daha kuzeyde avcılık ve toplayıcılık görülmektedir.

          Gene bu dönemde, Anadolu’da tarım ve Orta Doğu’da tarım ve hayvancılık görülmektedir. Açıkçası bu yazıyı yazarken, Anadolu hakkında fazla detaya girmek istemedim. Çünkü, M.Ö. 7000’li yıllara tarihlenmiş Çatalhöyük ve gizemi henüz çözülememiş M.Ö.9600 yıllarına tarihlenen Göbeklitepe’ye baktığımızda, tarih dersini baştan almamız gerekebilir.

 

         M.Ö. 3500 yılının neye benzediğini zihinlerde canlandırabildiğimi varsayarak, Malta Adası’na geçiyoruz şimdi. Bir önceki yazımda da bahsetmiştim, 316 km²’lik bir ada burası ama üzerinde yaşananlar gerçekten araştırılmaya değer.

Hagar Qim  ( Ħaġar Qim ) ve Mnajdra Tapınakları :

          Hagar Qim ve Mnajdra Tapınakları, Dünya üzerindeki en eski tapınak örneklerindendir. Bu tapınaklar ilk olarak 1839 yılında kazılarak ortaya çıkarılmıştır. Fakat asıl hoş olan konu, Hagar Qim’in hiçbir zaman tam olarak toprak altında kalmamış olması hatta 18.yy ve 19.yy çizimlerinde en büyük taşı ile kendini bir şekilde göstermiş olmasıdır. Adeta 5000 yıl boyunca kendini bir şekilde göstermiştir. Megalit yapılarda bugüne kadar kullanılmış en ağır ve en yüksek taşlardan biri buradadır.. 5,2 metre yükseklik ve yaklaşık 20 ton ağırlığındadır.

         Malta’da, Qrendi’de bulunan bu iki tapınak aynı alan içerisinde olup birbirlerine yürüme mesafesindedirler. Gene birçok antik yapıda olduğu gibi, astronomi bu yapılara etki etmiştir. Gündönümü ve ekinokslarda yapı içerisine ışık alan pencereler bulunmaktadır. Kazılar sırasında birçok heykel ve işlenmiş taş levhalar bulunmuş olup bunlar Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

          Günümüzde, Hagar Qim hava koşulları ve güneş ışınlarından korunmak amaçlı özel bir çadır sistemiyle korunmaktadır. Hagar Qim tapınağının yapısını aşağıdaki maketten görebilirsiniz.

         Maketten anlaşıldığı gibi, sadece Hagar Qim, 2 yapıdan oluşmaktadır. Sol tarafta, bize yakın duran kısım en eski tapınak olup, M.Ö.3600 yılından öncesine tarihlendirilmektedir. Diğer tapınağın içi, farklı odalardan ve koridorlardan oluşmaktadır.

         Tapınağın ilk kapısından girince, karşımıza mükemmel bir şekilde kesilerek yanyana oturtulmuş dev taşların oluşturduğu odalar çıkıyor. 6000 yıl evvel yapılmış bir yapının içerisinde olmanın, günümüz yapıların içinde bulunmaktan daha güvenli hissettirdiğini farkedebilirsiniz burada.

          Tapınak içerisinde, daire şeklinde oluşturulmuş farklı odalar bulunmaktadır. Bu odaların bir kısmında, mantar biçiminde sunaklar yer almaktadır. Odaların bazı duvarlarına açılmış delikler içeriye ışık girişini sağlamaktadır.

         Hagar Qim ve Mnajdra arkeolojik alanı ziyaretçiler için çok güzel bir şekilde organize edilmişti. Sizi yapıya götürmeden önce 5D video izletmek üzere bir salona alıyorlar. Burada, tapınaktan önceki dönemi, tapınağın yapılışını ve nasıl toprağa gömüldüğünü Malta’ya has bir kertenkele türünün gözünden anlatıyorlar. Ardından sizi müzeye alıp, tapınak maketini ve buradan çıkarılmış eserleri gösterip alana yönlendiriyorlar. Böylelikle elinizde bir rehber olmasa bile alanı çok güzel tanıyabiliyorsunuz.

​         Az evvel bahsetmiş olduğum sunaklardan en ilginç olanını yandaki fotoğrafta görebilirsiniz. Dikkatlice bakarsanız, en aşağıda bir baykuşun olduğunu ve üzerinde bir ağaç yükseldiğini görebilirsiniz. Arkeolog Marija Gimbutas’a göre burada ‘Bitkilerin Enerjisi ve Bahar zamanı yenilenen hayat’ simgelenmiştir. Bu sunaklar üzerinde yüksek ihtimal ile hayvanların, Ana Tanrıça’ya kurban edildiği düşünülmektedir. Gene Marija Gimbutas’a göre, bir tapınak içerisinde farklı odaların olması, aynı zamanda farklı ayinlerin yapıldığına ya da bahar ve kış aylarında farklı odalarda ayinlerin yapıldığına işaret etmektedir.

        Marija Gimbutas’a göre tapınaklar yukarıdan bakıldığında Ana Tanrıça şeklinde inşaa edilmiş ve tapınağa giriş Ana Tanrıça’nın vajinasından gerçekleşmektedir.

Aşağıdaki haritalardan Mnajdra ve diğer tapınakların şekillerini inceleyecek olursanız bu teoriyi daha iyi anlayabilirsiniz.

         Ggantija ve Mnajdra tapınak yapılarına yukarıdan aşağıya doğru bakınız. Yapı biçiminin, Tanrıça’nın kafası, göğüsleri beli ve kalçası şeklinde olduğunu göreceksiniz. Giriş Kapısı’nın konumu Marija Gimbutas’ı haklı çıkarmaktadır.

        Gene tapınaklar içerisinde, bazı plakaların üzerinde spiral işlemelerin olduğu görülmektedir. Bu spiraller, Ana Tanrıça’yı  ağacı besleyen dünya olarak düşünürsek, insanları besleyen ağaç dalları olarak görülmektedir. Ayrıca bu spirallerin birbirine yakın olarak çizilmesi, hayatın devamını hatta reenkarnasyonu anlatmaktadır.

 

         Hagar Qim’den çıktıktan sonra Mnajdra’ya doğru yürümeye başladık. Yol üzerinde meşhur Malta kertenkelesini aradık ama açıkçası bize gözükmedi. İlerde İngiliz bir aile dikenlerin arasına eğilmiş ve gördüklerini söylüyolardı. Açıkçası bugüne kadar gezdiğim bütün antik kentlerde beni takip eden kertenkele arkadaşım bu sefer gelmeyerek beni üzmüştü.

Sağlı sollu dev kaktüslerin arasındaki yoldan yürüyerek Mnajdra tapınağına ulaştık.

         Her ne kadar Hagar Qim, daha büyük daha devasa gözükse de, Mnajdra daha çok detay içermektedir. Hagar Qim, tam Erich Von Danieken kitaplarından fırlamış ‘Acaba devler mi inşaa etti ? ‘ diye düşündürken, Mnajdra içerisindeki detaylar ‘ insanın büyüleyici dünyasına’ ( artık olmadığını düşündüğüm..) çekmektedir.

         Üstteki fotoğrafta, Mnajdra maketini görebilirsiniz. Hemen ortada bulunan, büyükçene alana bakarsanız, az evvel bahsettiğim Ana Tanrıça yapısını görebilirsiniz.

         Yapılan kazılar doğrultusunda bu yapılarda sadece ritüeller için objeler, heykeller bulunmuştur. Kazılar sırasında hiç mezara rastlanmamıştır. Anlaşıldığı üzere bu yapılar sadece tapınak amaçlı kullanılmıştır.

        Mnajdra isminin anlamını araştırırken bulduğum ilginizi çekecek bir detayı paylaşmak isterim. Maltalı dil bilimci Joseph Aquilina’ya göre Mnajdra, Arapça ve bugün hala Mısır’da kullanılan, ağaçlarla ve türlü bitkilerle donatılmış alan anlamına gelen ‘mandra’ dan gelmektedir. Bir başka teori ise Arapça ‘manzara’ kelimesinden gelmiş olabileceği yönündedir. Gerçeği söylemek gerekirse tapınakların bulunduğu bölge mükemmel bir deniz manzarasına hakimdir.

        Mnajdra, yapı olarak çok daha iyi korunmuş durumdadır. Yandaki fotoğrafta Tanrıça’nın içine doğru yolculukta kullanılan kapılar etkileyiciliğini sürdürmektedir.

 

        Malta Notları : Hagar Qim ve Mnajdra’nın sonuna gelirken, baştan beri paylaştığım Ana Tanrıça ile aşağıdaki fotoğraflarda tanışabilirsiniz.

         316 km²’lik Malta üzerindeki tek tapınaklar Hagar Qim ile Mnajdra da değil. Tarxien’de, Gozo’da, Skorba’da UNESCO tarafından korunmaya alınmış birçok Megalitik Tapınak yer almaktadır, ve belki de gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen diğerleri…

Malta seyahatimizin üzerinden bir yıl geçti, ve uzun süredir Hagar Qim ve Mnajdra’yı nasıl bir yazı üzerinden anlatabilirim diye düşündüm. Asıl ilgi alanım olan Antik Yunan Tarihi’nden çok daha eski bir dönem ve bu kadar eski bir dönemi bir şekilde kendime ve sizlere tariflemem gerektiğini hissettim. 6000 yıl öncesine gidip, Ana Tanrıça ile karşılaşmak, farklı bir inanç sisteminden çok kadının kutsal olarak görüldüğünü gösteriyordu bir kez daha. Hayat veren, besleyen, koruyan… Belki de günümüzde kadın-erkek tüm insanların, bunun farkına bir kez daha varmaları gerekmektedir.

29.07.2016

Yazan : Dimitri Daravanoğlu

Fotoğraflar : Dimitri – Yeşim Minn

Kaynakça :

1-) http://www.goddessalive.co.uk/issue-17-home/the-goddess-in-the-temple-2/

2-) http://www.timemaps.com/history

3-) https://en.wikipedia.org/wiki/Megalithic_Temples_of_Malta

 

  • Siyah YouTube Simgesi

© 2mi3.com ALL RIGHTS RESERVED 2008-2020