D. Byzantios ve Antik İstanbul'un Kutsal Alanları
Istanbul'un Osmanlı ve Bizans Imparatorlukları öncesi kutsal alanlarını hep merak etmiÅŸimdir. O dönem burada yaÅŸayan pagan toplum, mutlaka bu ÅŸehre tapınaklar, sunaklar ve kutsal alanlar inÅŸaa etmiÅŸ olmalıydı. Bundan çok emindim, çünkü bu toplumlar yaÅŸadıkları her yerde inançlarını gösteren eserler bırakmıştır. Peki Istanbul'a da inÅŸaa ettilerse, bu eserler ÅŸimdi neredeydi? Yıkılmış ve toprağın altında ortaya çıkarılacak günü mü bekliyorlardı? Yoksa farklı inançların bu ÅŸehre dönem dönem gelmesiyle ÅŸekil mi deÄŸiÅŸtirmiÅŸlerdi? Bu kutsal alanlar, önce ayazmalara, kiliselere ardından da camiilere, türbelere mi dönüÅŸmüÅŸtü?
Istanbul'da bir dönem yer almış birçok kutsal alanın ismine, Dionysos Byzantios'un 'BoÄŸaziçi'nde Bir Gezinti' baÅŸlıklı eserinde rastladım. Dionysos, Sarayburnu'ndan baÅŸlamış, Rumeli Kavağı'na gitmiÅŸ, oradan karşı yakaya geçip Anadolu Kavağı'ndan Kadıköy'e kadar gezmiÅŸ ve gördüklerini, daha evvelden bildiklerini bu ince kitapta not etmiÅŸ. Kitap ince olmasına raÄŸmen, Dionysos'un günümüzden 1900 yıl evvel yazdığı her bir not, bir araÅŸtırma konusu aslında. Bu kitapta, semtlerin antik isimleri, hikayeleri, buralara yolları düÅŸenler hep anlatılmış.
Kitabı okurken, adı geçen tüm kutsal alanları, sunakları, anıtları not aldım. Gözümden kaçanlar olmuÅŸ olabilir ama 39 tane kutsal eser saydım. Athena, Apollon, Afrodit, Kibele, Hekate, Demeter, Hera...vb. daha birçok isme sunaklar, kutsal alanlar oluÅŸturulmuÅŸ ve bu ÅŸehirde her birine ayrı ayrı tapınılmış. BahsettiÄŸim bu kitabın da çevirmeni olan Yard. Doç. Dr. Mehmet Fatih Yavuz, 'Byzantion ve Çevresinde Yer Alan Kutsal Alanlar' baÅŸlıklı çalışmasında, çok daha kapsamlı bir ÅŸekilde bu konuyu ele almış ve bu alanları açıklamış. Hatta birçok blog da bu konuyu incelemiÅŸ. Ama gene de sizlerle kendi üslubumca, not aldığım bu yerleri detaylarıyla ve kendi düÅŸüncelerimle paylaÅŸmak isterim.
Dionysos Byzantios:
İsa'dan sonra ikinci yüzyılda yaÅŸayan, coÄŸrafyacı Dionysos Byzantios, BoÄŸaziçi'nde bir gezintiye çıkmadan evvel, Sarayburnu'ndan Unkapanı'na gitmiÅŸ, Galata ve Karaköy'e uÄŸramış, Fındıklı'dan geçerek BeÅŸiktaÅŸ'a varmış ve bu noktadan sonra esas BoÄŸaziçi turuna baÅŸlamıştır. Dolayısıyla Sarayburnu, Unkapanı, Hasköy, Galata ve Karaköy'den de detayları bizlerle paylaÅŸmıştır. Sarayburnu'ndan Rumeli Feneri bugün yaklaşık 40km'dir. Bir o kadar da Anadolu Feneri ve Kadıköy arası desek, muhtemelen Dionysos bu gezintiyi birkaç günde tamamlamıştır.
​
Yazımın detaylarına geçmeden, hemen aÅŸağıda sizlerle Dionysos'un gezisinde bahsettiÄŸi kutsal alanları ve tapınakları yaklaşık olarak iÅŸaretlediÄŸim Google Maps haritasını paylaşıyorum.
D.Byzantios - 'BoÄŸaziçi'nde Bir Gezinti'den Hareketle İşaretlenmiÅŸ Antik Kutsal Alanlar
Sarayburnu ve Çevresi:
Her ne kadar bu bölgenin arkeolojisi iyi tanıtılmış ve birçok önemli kaynakta yer alsa da, kısaca Dionysos'un kitabından aldığım notları sizlerle paylaÅŸayım. Ama bu yazımda benim esas odaklandığım yerler BeÅŸiktaÅŸ'tan Rumeli Feneri'ne ve ardından Anadolu Feneri'nden Kadıköy'e kadar olan kısımdır.
Yunan yerleÅŸimcilerin İstanbul'a ilk ayak bastığı yer, Sarayburnu ve çevresi olarak geçer. Burada Byzantion'u kuran yerleÅŸimciler, onları saÄŸ salim karaya bastıran tanrılarına ÅŸükranlarını sunmak için hemen harekete geçmiÅŸlerdir. Athena Ekbasia Sunağı, Poseidon Tapınağı, Ge Anesidora Tapınağı, Demeter, Kore, Pluton ve Hera tapınakları bu bölgede inÅŸaa edilen ilk yapılardandır. Bu tapınaklar, bugün Süleymaniye Camii'nin çevresinde ve camiinin bulunduÄŸu tepenin eteklerinde yer almaktaydı. Bölgenin kutsal görülmesinden olsa gerek, bu tapınakların üzerinden yıllar geçtikçe, bölgeye hakim olan medeniyetler buralara kiliseler ve camiiler inÅŸaa etmeye devam etmiÅŸtir.
Delphoi'den aldıkları kehanetle yola çıkan Megaralı koloniciler, Sarayburnu'nda ( efsaneye göre Körler Ülkesi'nin tam karşısına ) karaya çıktıklarında, burada Athena Ekbasia adına bir sunak yapmışlardı. Athena, Yunan Mitolojisi'nde en saygı duyulan tanrıçalardan biridir, akıl verir, yol gösterir. 'Ekbasia' sıfatı ise 'karaya ayak bastıran' anlamına gelir. O kadar yolu, denizler üzerinden aşıp gelen Megaralılar tanrıçaya bu ÅŸekilde ÅŸükretmiÅŸler demek. E tabii, denizden saÄŸ salim kurtuldukları için de hemen yakınına bir Poseidon Tapınağı inÅŸaa ederek, deniz tanrısının da gönlünü almışlardır. Daha sonra Süleymaniye bölgesine, Tanrıların Anası anlamına gelen Ge Anesidora Tapınağı inÅŸaa edilmiÅŸ ve ardından diÄŸer tanrılar adına tapınaklar bu bölgede yerini almıştır.

Sarayburnu ve Çevresi Antik Kutsal Alanlar
Gezisinde Unkapanı'na varan Dionysos bu bölgede bir baÅŸka Athena sunağından bahseder: Athena Skedasias... Tanrıça bir kez daha karşımıza çıkmıştır ve bu sefer baÅŸka bir sıfatla, dağıtan, püskürten sıfatıyla. Çünkü Yunanlar bu bölgede, kendilerine saldıran Thraklar'ı geri püskürtmüÅŸ ve bunu Athena'nın yardımıyla yaptıklarına inanmışlardır.
Yeri gelmiÅŸken bir detayı sizlerle paylaÅŸmak isterim. Antik Yunan Tarihi içerisinde, tanrılar birçok sıfat ile karşımıza çıkar. İsimlerinin hemen ardından gelen bu sıfatlar, o bölgede o tanrının iÅŸleviyle alakalıdır. Tanrılarına farklı sıfatlar verme geleneÄŸi, daha sonra hristiyanlığa da geçmiÅŸtir. Bugün özellikle Türkiye'de ve Yunanistan'da, Meryem Ana'nın farklı sıfatlarıyla inÅŸaa edilmiÅŸ birçok kilise bulunmaktadır: Panagia Phaneromeni, Panagia Odigitria, Panagia Paramythia...vb.
Gezisinde bugün Hasköy olarak bilinen bölgeye gelen Dionysos, burada peri Semystra ve kahraman Nikaios adına sunakların ve bir Apollon temenosu ( kutsal alan ) olduÄŸunu bizlere notlarında bildirmiÅŸ.
Galata'dan Fındıklı'ya:
Günümüzde artık tozu bile kalmamıştır ya, Galata'da bir dönem Megaralı kahraman Hipposthenes'in mezarı bulunurmuÅŸ. Karaköy'de ise kahin Amphioros ve onun sürücüsü Skhoiniklos adına yapılmış kutsal alanlar... Gene Karaköy'de ışıldayan Artemis Phosphoros ve uysal Afrodit Praeia adına oluÅŸturulmuÅŸ kutsal alanlar, günümüze maalesef ulaÅŸamamış.
Dionysos, BeÅŸiktaÅŸ'a doÄŸru yürürken bir baÅŸka anıttan bahsediyor bize. Üstelik bu anıt bir Mısır Kralı'na ait: II. Ptolemaios Philedelphos

II. Ptolemaios Philedelphos
II. Ptolemaios Philedelphos 283 yılından MÖ 246 yılına kadar Mısır'a hükmetmiÅŸtir. Bu yıllar aralığında, Byzantion'un Selevkos kralı II. Antiokhos'a karşı içinde olduÄŸu bir savaÅŸta hayati yardımları olduÄŸu için, kendisine ait bir tapınak Fındıklı civarında inÅŸaa edilmiÅŸtir.
BeÅŸiktaÅŸ'tan BoÄŸaziçi'ne:
Tesalya bölgesi Pagasai limanından Gürcistan'a doÄŸru, altın bir postun peÅŸine düÅŸen Iason ve Argonotlar'ın hikayesi oldukça popülerdir. Bu yolculuk esnasında yirmiyi aÅŸkın noktada maceralar yaÅŸayan kahramanların bir durağı da Istanbul'dur. Hatta BeÅŸiktaÅŸ, Iason'un bu ÅŸehirde karaya çıktığına inanılan ilk nokta olup, buranın antik dönemlerde adı Iasonion olarak geçmektedir. Dionysos'un bahsettiÄŸine göre, günümüzün bu önemli semtinde bir Apollon sunağı yer almaktaydı.

Iason ve Argonotlar
BeÅŸiktaÅŸ'tan Ortaköy'ün çok az ilerisine, eskilerin Defterdarburnu olarak bildiÄŸi noktaya geldiÄŸinde yazarımız, burada bir heykelden ve bir tapınaktan bahseder. Heykel, yaÅŸlı bir denizciyi tasvir etmekte ve Geron Halios olarak bilinmektedir. Heykelin tam olarak kime ait olduÄŸu, o dönem bile belli deÄŸildir. Kimi Nereus, Phorkys olduÄŸunu söyler, kimi ise Argonotlar'a yardımcı olan bir rehber olduÄŸunu. Tapınak ise KuruçeÅŸme'ye, ya da o dönem bilinen adıyla Bythias'a doÄŸrudur. Metros Theon yani Tanrıların Anası'na aittir bu tapınak.
​
Sahilden ilerlemeye devam ediyoruz. CoÄŸrafi ÅŸekli kıskaçlara benzetildiÄŸi için antik dönemlerde Khelai adıyla bilinen Bebek'e... Burada vaktinde bir Artemis tapınağı yer alırmış. Tam adıyla Artemis Diktyna, aÄŸların Artemis'i. Adından da anlaşılacağı üzere, bu tapınak tanrıçaya balıkçılar tarafından adanmıştır. Bu tapınak tıpkı ÅŸu ana kadar bahsettiklerim gibi artık yerinde olmasa da, tapınaktaki Artemis heykelinin akıbeti Dionysos tarafından anlatılmıştır. Kyzikoslular (yani antik Erdek halkı) kendi denizlerindeki balık bereketinin artması için, buraya gelip tapınaktan heykeli kaçırmışlardır.
Emirgan'dan Sarıyer'e :
Bebek'ten yürümeye, rehberimiz Dionysos Byzantios ile birlikte devam ediyoruz. Rumelihisarı'nın yanından geçerken, Pers Kralı Dareios'un Istanbul BoÄŸaz'ı üzerinde kurdurduÄŸu köprüden ordusunun geçiÅŸini izlerken oturduÄŸu taÅŸ tahttan bahsediyor bize. Biraz daha ilerlerken ise, bugün maalesef yerinde olmayan doÄŸal bir kayanın mitolojik hikayesini anlatıyor: Phidalia Petra
Phidalia Petra, beyaz renkte, kanatlarını açmış ve pençelerini uzatmış bir kartala benzermiÅŸ. Byzas ile yasak bir aÅŸk yaÅŸayan Barbyseis'in kızı Phidalia, babasından hem korkup hem de utanarak burada denize atmış kendini. Kızın bu durumuna acıyan Poseidon ise onu ölümsüzleÅŸtirmek adına bir heykele çevirmiÅŸtir.
Emirgan'a doÄŸru giderken geçtiÄŸimiz Baltalimanı'nın, antik çaÄŸlarda Gynaikon Limen yani Kadınlar Limanı olduÄŸunu öÄŸreniyoruz. Bu koy, ne deniz tarafından ne de kara tarafından rahatsız edilebilebilirmiÅŸ. Güvenli olduÄŸu için dönemin kadınları bu koya gelir ve hatta burada balık tutarlarmış.
Baltalimanı'nı da geçtikten sonra, Emirgan'da bir kayanın üstünü iÅŸaret ediyor Dionysos. Bu kaya üstünde Hekate Tapınağı olduÄŸundan bahsediyor. Bu tapınağın da balıkçılar için çok önemli olduÄŸu düÅŸünülmektedir.
İstinye, Yeniköy, Tarabya, Kireçburnu ve Kefeliköy'ü geçtikten sonra geliyoruz Büyükdere'ye. Bu semtlerden de bahsediyor aslında rehber yazarımız ama yukarıda geçen semtlerde olduÄŸu gibi, herhangi bir kutsal alan veya anıttan söz etmiyor. DoÄŸal detaylarından ve isimlerinden bahsediyor sadece. Benim bu kısımda en çok dikkatimi çeken semt ismi, Pharmakias'tır. Burası bugün Tarabya olarak bilinmektedir. Tarabya ismi ise yakın geçmiÅŸimizde Therapia olarak bilinir. Kitabı okurken enteresan bir baÄŸ oluÅŸtu kafamda. Her ne kadar Antik Yunanca'da Pharmakia zehir olarak bilinse de, günümüz Yunanca'sında deva, ilaç anlamına gelir. 'Therapia' da, adından kolayca anlaşılacağı üzere, terapi, iyileÅŸtirme anlamına gelmektedir. Demek ki bu bölgede bir ÅŸifa söz konusudur. Tabii ben böyle düÅŸünürken, Vikipedia karşıma bambaÅŸka bir bilgi çıkardı. DoÄŸrudan alıntılayarak (ve pek de bu bilgiye inanmayarak) sizlerle paylaşıyorum:
​
Bugün Tarabya denilen yerin adı antik çaÄŸlarda Farmakeia idi. Bu ad, Medea tarafından Trakya kıyılarına bırakıldığı iddia edilen “farmakon”dan (Antik Yunanca'da farmakon zehir anlamına gelir) iliÅŸkilidir. GeleneÄŸe göre Konstantinopolis PatriÄŸi Attikos, toplantılarını yaptığı bu yerin zehirle iliÅŸkili olmasından rahatsız olmuÅŸ, Farmakeia’nın adını Terapeia olarak deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir.
​
'BoÄŸaziçi'nde Bir Gezinti' kitabında, Emirgan'dan sonra kutsal alanların ve anıtların sessizliÄŸi Büyükdere'ye geldiÄŸimizde bozulur ve Rumeli Feneri'ne kadar artarak tekrar ortaya çıkar. Büyükdere'ye geldiÄŸimizde burada Megaralı bir baÅŸka kahraman olan Saron adına dikilmiÅŸ bir sunaktan bahsedilmektedir. Biraz daha ilerlediÄŸimizde, bugün Sarıyer'in hemen giriÅŸinde yer alan ve vaktinde Mesarburnu olarak bilinen noktada bir Afrodit heykeli olduÄŸunu öÄŸreniyoruz. Bu heykel FahiÅŸelerin Afrodit'i (Venus Meretrix) olarak bilinmektedir. Bu, bölgede antik çaÄŸlarda genelevler olduÄŸunu düÅŸündürmektedir. Antik adı Skletrinas, yani bugünün Sarıyer'inde, Apollon ve Tanrıların Anası sunakları yer almaktadır. Sarıyer'den Rumeli Feneri'ne doÄŸru ilerlerken, Rumeli Kavağı'nda bir Kibele Tapınağı, Rumeli Feneri Öreke Kayalıkları'nda ise bir Apollon sunağının olduÄŸu kayıtlarda yerini almıştır. Rumeli Kavağı, kitapta Hieron olarak geçmektedir. Hieron, kutsal kabul edilen alan ya da tapınak anlamına gelir. Yard. Doç. Dr. Mehmet Fatih Yavuz'un çalışmasına göre, Rumeli Kavağı BoÄŸaz'ın Avrupa yakasındaki en büyük ve birden çok külte ev sahipliÄŸi yapan kutsal bir alandır.
​
Yukarıda bahsettiÄŸimiz Öreke Kayalıkları, Sarıyer ilçesine baÄŸlı Rumelifeneri köyünde yer alan 5 adet büyük boyutlu yekpare kayadır. Bugün bu kayalıkların üstünde, Pompeus sütunu olarak da bilinen bir dikilitaşın kaidesi hala durmaktadır.

Rumelifeneri Pompeus Sütunu
Dionysos Byzantios, BoÄŸaziçi'nin Avrupa yakasındaki kısmını bitirdikten sonra sanki bir gemi ile hemen karşı kıyıya geçmiÅŸ gibi, anlatımına Anadolu Feneri'nden baÅŸlamıştır. Belki de gerçekten bu yolculuÄŸu birkaç gün içerisinde bitirecek ÅŸekilde organize etmiÅŸtir.
Anadolu Kavağı'ndan Kadıköy'e:
Anadolu Kavağı'na geçen rehberimiz, buradan da Hieron olarak bahsetmektedir. Buranın, Nephele ve Athamas'ın oÄŸlu Phriksos tarafından gemi ile Kolkhis'e giderken inÅŸaa edildiÄŸini vurgulamıştır. Dionysos, Hieron'dan bahsederken tapınağın yukarısında bir kale olduÄŸunu da söyler. Bugün Anadolu Kavağı'ndaki Yoros Kalesi, Dionysos'un anlattıklarını ispatlar niteliktedir. Farklı kaynaklara göre, Anadolu Kavağı'nda bu kutsal alan içerisinde, Zeus, Artemis ve Poseidon'a da tapınılmıştır. Gene Hieron içerisinde, ellerini ileri doÄŸru uzatmış bronz bir çocuk heykelinin varlığından bahsedilmektedir.
​
Anadolu Kavağı'nda bugün sıklıkla ziyaret edilen YuÅŸa Tepesi'nin, bir dönem Herakles'in Yatağı olarak bilinmesi kitaptaki bir baÅŸka ilginç detaydır. BoÄŸazın en yüksek tepesi olduÄŸu için, burası her gelen medeniyetin inancına göre biçim deÄŸiÅŸtirmiÅŸ ve kutsal kabul edilmiÅŸtir.
Yazar, Beykoz, Kanlıca, Anadolu Hisarı, Kandilli, Vaniköy, Çengelköy gibi Anadolu yakasının semtlerinden geçtikten sonra Üsküdar'a gelir. Üsküdar'ın antik çaÄŸlarda adı Khrysopolis olarak geçmektedir. DoÄŸrudan kelime anlamına baktığımızda bunun altın kent demek olduÄŸunu görürüz. Bu ismin Pers hakimiyeti sırasında, Persler'in hazinelerini burada saklamalarından dolayı mı, yoksa Agamemnon'un oÄŸlu Khrysos'un mezarının burada olmasından dolayı mı verildiÄŸi net deÄŸildir.
Ve geldik Kadıköy'e. Bu semtin eski ismini çoÄŸumuz bilir: Khalkedon. Khalkedon'da Eurostos, Aphrodite , Apollon kutsal alanlarından ve burada bir kehanet merkezi olduÄŸundan bahseder Dionysos. Bu kutsal alanların HaydarpaÅŸa civarında olduÄŸu düÅŸünülmektedir.
Dionysos Byzantions gezisinde, Avrupa yakası boyunca, dört Apollon, iki Athena, iki Artemis ve iki Afrodit kutsal alanından bahsetmiÅŸtir. Anadolu yakasında ise Anadolu Kavağı'ndaki kültler hariç, bir Apollon ve bir Afrodit kutsal alanından bahseder. Anlaşılan o ki, antik çaÄŸlarda Istanbul'da Apollon'un önemli bir yeri varmış.
Antik Istanbul'un ve BoÄŸaziçi'nin kutsal alanlarından bahseden sadece Dionysos deÄŸil, Herodotos da dahil olmak üzere birçok yazar bu alanlardan bahsetmiÅŸtir. İlgililerin, kaynaklardan derlenen tüm kutsal alanlar için, Yard. Doç. Dr. Mehmet Fatih Yavuz'un 'Byzantion ve Çevresinde Yer Alan Kutsal Alanlar' baÅŸlıklı çalışmasını incelemesini öneririm ( Kaynakçada bulabilirsiniz).
'BoÄŸaziçi'nde Bir Gezinti' kitabını, çok sevdiÄŸim Istanbul BoÄŸazı'nın eski semtleri hakkında bilgi edinmek için okumaya baÅŸlamıştım. Semt isimlerinin antik hallerini merak ediyordum ve birçoÄŸunu da öÄŸrendim: İstinye Lasthenes imiÅŸ, Arnavutköy Hestia, KuruçeÅŸme Bythias, Ortaköy Arkheion, Büyükdere Bathykolpos, Sarıyer ise Skletrinas. Kitabın kutsal alanlara dair daha geniÅŸ bir içeriÄŸi olduÄŸunu görünce, hepsini araÅŸtırarak kendime not aldım, sonra da kendime saklamayıp ilgilisiyle paylaÅŸmak istedim. Kim bilir, belki birgün bu kutsal alanların bir kısmı gün yüzüne çıkar ve haklarında tüm yazılanlar ispatlanmış olur.
​
02.10.2021
​​
Yazan: Dimitri Daravanoglu
Kaynakça:
1-) Dionysos Byzantios, BoÄŸaziçi'nde Bir Gezinti, Çev. Yard. Doç. Dr. Mehmet Fatih Yavuz, YKY Yayınları, İstanbul, 2010
3-) https://istanbultarihi.ist/19-eski-cagda-istanbul-topografyasi
4-) https://docplayer.biz.tr/152095283-Cedrus-nisan-lordoglu-from-foundation-to-the-roman-empire.html
5-) https://tr.wikipedia.org/wiki/Tarabya
​
​
